Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Ben Seni Seversem
Ben seni seversem bu ülke bölünür Öyle diyor tarafsız gazete manşetleri Hezdıkım terör içeren bir kelimeymiş Biz severken kimseler ölmüyordu ki Bazen biz ölüyorduk ama tekrar diriliyorduk ... Sevginin tek dili varmış, tek dini Ben sana Kürtçe'den öte kelime biriktiremedim Benim yüreğimi cumartesi anneleri doğurdu Ve bu yüzden seni seversem, Mecnun değil, terörist olur adım ... Zaten Kürtçe düşündüğümü anladılar, Gözlerine de bakarsam tutuklarlar beni Bilirler kürdün bakışını, Bakarken cesur duruşunu İsyandır deyip, asarlar beni D kapı meydanında Bu yüzden seni seversem sensiz kalırım ... Anla bizim sevdamız imkânsız, Bu yüzden değilmidir dağlara sözümüz Özgürce okuyamam sana şiirlerimi Her mısrada yargılarlar beni Sürgün olurum Diyarbakır'dab ulaşmaz sana mektuplarım ... Ben seni Kürtçe severim Kaçak tütünle hasretini, Kaçak çayla nefesini yudumlarım Ben seni seversem Devletin bütünlüğü bozulur Gökten Roboski’ye bombalar yağar Kana bulanır sevdamız ... Ben seni seversem ülke bölünür Çünkü ben seni Kürtçe severim...
Reklam
Hayat bazen seçim hakkı vermez insana maalesef... Bazı hikâyeler yarım kalır, bazı yaralar hiç kapanmaz. Ama yine de yürürsün; Çünkü hayat, istediğin gibi değil, yaşanması gerektiği gibi yaşanır...
Kürt Kadını
"Kürt kadını, tarih boyunca inkâr ve baskı karşısında yaşamı sırtlayan en büyük güç olmuştur. O, yalnızca bir anne ya da emekçi değil; aynı zamanda toplumun vicdanı, direnişin ruhu ve özgürlüğün taşıyıcısıdır. Binlerce yıllık erkek egemenliğine ve sömürgeci anlayışlara karşı gösterdiği duruşla, yaşamı yeniden inşa eden iradeyi temsil eder. Kürt kadınının mücadelesi, yalnızca kendi özgürlüğü için değil, bütün halkların onurlu ve demokratik bir yaşam özlemi içindir. Fedakârlığıyla toprağı bereketlendiren, emeğiyle toplumu ayakta tutan, direnişiyle geleceği aydınlatan Kürt kadını; özgür yaşamın ve demokratik toplumun temel gücüdür. Bir toplumun özgürlüğü, kadının özgürlük düzeyiyle ölçülür. Bu nedenle Kürt kadını, yaşamı yeniden var etmenin, umudun ve hakikatin sembolüdür."
Kürt Kadını
Bir toplumun bilinçaltında saklanan önyargılar, bazen açıkça söylenen sözlerden daha derin yaralar bırakır. Irkçılık yalnızca hakaret eden bir dilde değil; görmezden gelen bakışta, eşitsizliği normalleştiren anlayışta ve bazı acıları diğerlerinden daha değersiz gören vicdansızlıkta da kendini gösterir. Kürt kadınları, tarih boyunca yalnızca kadın olmaktan kaynaklanan eşitsizliklerle değil, aynı zamanda etnik kimliklerinden dolayı maruz kaldıkları ayrımcılıklarla da mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. Bu nedenle onların hikâyesi, iki katmanlı bir direnişin hikâyesidir. Bir yanda erkek egemen anlayışın baskıları, diğer yanda ise kimliklerinden dolayı karşılaştıkları dışlayıcı yaklaşımlar vardır. Bilinçaltı faşizm denilen olgu, tam da burada ortaya çıkar. İnsanlar bazen kendilerini demokrat, eşitlikçi veya adalet yanlısı olarak tanımlasalar bile, zihinlerinin derinliklerinde taşıdıkları kalıplaşmış yargılar farkında olmadan ayrımcılığı yeniden üretir. Bir Kürt kadınının başarısını istisna olarak görmek, onun acısını daha az görünür kabul etmek, kültürünü küçümsemek veya dilini değersizleştirmek, bu görünmez ayrımcılığın örnekleridir. Oysa bir halkın kadınlarına yönelik küçümseme, yalnızca o kadınlara değil, insanlığın ortak vicdanına yönelmiş bir saldırıdır. Çünkü kadınlar, toplumların hafızasını, emeğini, kültürünü ve geleceğini taşırlar. Kürt kadınları da yüzyıllardır bütün baskılara rağmen yaşamı büyüten, çocuklarını savaşların ve yoksulluğun gölgesinde yetiştiren, emeğiyle toplumu ayakta tutan ve her şeye rağmen umudu koruyan insanlar olmuşlardır. Irkçılık, sadece bir halkı hedef almaz; önce insanın vicdanını zehirler. İnsanlar arasında hiyerarşi kurmaya çalışan her anlayış, aslında ortak yaşamın temellerini yıpratır. Bu nedenle eşitlik talebi, yalnızca Kürtlerin ya da kadınların meselesi değildir; bütün toplumun demokratik geleceğinin meselesidir. Hiçbir çocuk, annesinin konuştuğu dilden dolayı utanç duymamalıdır. Hiçbir kadın, kimliğinden dolayı ikinci sınıf muamelesi görmemelidir. Hiçbir insan, doğduğu coğrafya veya taşıdığı kültürel miras nedeniyle aşağılanmamalıdır. Adaletin olduğu yerde üstün kimlikler değil, eşit yurttaşlar vardır. Gerçek barış, insanların birbirine benzemesiyle değil; farklılıklarıyla birlikte eşit, özgür ve onurlu yaşayabilmesiyle mümkündür. Bunun yolu da önyargılarla yüzleşmekten, acıları yarıştırmaktan vazgeçmekten ve insanı merkeze alan bir vicdanı büyütmekten geçer. Çünkü bir kadının onuru, bir halkın onurudur. Bir halkın onuru ise, insanlığın ortak onurundan ayrı düşünülemez. Rezan FarqînRezan Farqîn
Kürt Kadını
"Kürt kadını, tarih boyunca inkâr ve baskı karşısında yaşamı sırtlayan en büyük güç olmuştur. O, yalnızca bir anne ya da emekçi değil; aynı zamanda toplumun vicdanı, direnişin ruhu ve özgürlüğün taşıyıcısıdır. Binlerce yıllık erkek egemenliğine ve sömürgeci anlayışlara karşı gösterdiği duruşla, yaşamı yeniden inşa eden iradeyi temsil eder. Kürt kadınının mücadelesi, yalnızca kendi özgürlüğü için değil, bütün halkların onurlu ve demokratik bir yaşam özlemi içindir. Fedakârlığıyla toprağı bereketlendiren, emeğiyle toplumu ayakta tutan, direnişiyle geleceği aydınlatan Kürt kadını; özgür yaşamın ve demokratik toplumun temel gücüdür. Bir toplumun özgürlüğü, kadının özgürlük düzeyiyle ölçülür. Bu nedenle Kürt kadını, yaşamı yeniden var etmenin, umudun ve hakikatin sembolüdür."
Reklam