Yüksek dağların ardında kaldı hayallerimiz…
Rüzgâr bile dönemiyor artık o vadilerden,
çünkü her esintide bir hatıra,
her taşın altında bir anı,
her adımda bir sızı var.
Biz, Mezopotamya’nın çocuklarıydık.
Toprağın kokusunu alınca, ana sesi duyardık.
Rüzgâr bize ninniler fısıldardı;
her dağ, bir dost,
her dere, bir sırdaştı.
Ama sonra bir sabah,
güneş başka doğdu bu topraklara.
Güneş, umutlarımızın demirine vurdu,
ve biz, o demirin nasıl taşlaştığını izledik.
Umutlarımızın demiri taş olmuş kardeşim,
çünkü yıllar boyu dövüldü,
baskının ateşinde ısıtıldı,
zulmün çekiciyle şekilsiz bırakıldı.
Ama unutma:
Taş da bir gün çatlar,
ve içinden yeşeren bir filiz,
bütün dağları yeniden yeşertebilir.
Biz o filizin çocuklarıyız.
Toprakla konuşmayı bilen,
acıyla büyüyen,
ama umudunu terk etmeyen bir halkız.
Bizim dualarımız toprak kokar,