Ayfer Tunç denilince Aziz Bey Hadisesi der susarım. Bizi söze değil, sükuta çağıran bir kitaptır çünkü. Cam kırıklarıyla başlayıp biten Aziz Bey'in acıklı hikayesi insanın içini de bir çeşit cam kırıklarıyla doldurur. Cam kırıkları ile yaşamak zordur, her nefeste kendini hissettir. Ne kadar temizlemeye çalışsan da küçücük parçalarına elin ermez, gözün görmez temizlemeyemezsin. Ne el ile ne de gözle temizlenir zaten. İçine işlemiştir, bir parçan, bir uzvun olmuştur artık. Her daim ben buradayım der,de adım atamazsın onsuz. İçi hüzünle dolu olanların çilesidir bu kırıklık. O hüzünle varlık hamurun yoğrulmuşsa ne o kırıklıkların geçer ne de beraberindeki kırgınlıkların. Onlarla yaşamayı değil belki ama yaşlanmayı öğretir hayat sana. Tıpkı Aziz Bey'e yaptığı gibi. İtilip çamurlu suya düştüğünde sadece suya düşmemiş içindeki dipsiz kuyuya da düşmüştür. Bu öyle bir düşüş ki bütün benliğin o kuyuda yok olmuştur. El hak Yusuf değilsen her kuyu derindir insan için. Hiçbir kervan uğramaz, sonunda sultanlık, içinde de hayat, abı hayat yoktur. Aziz Bey Hadisesi