Yer Yüzü Sürgünleri benim için sadece tarihi bir roman olmadı. Sayfalar ilerledikçe kendimi savaşın ortasında kalan insanların hayatlarına daha çok kaptırdım. Bir tarafta alıştıkları topraklardan ayrılmak zorunda kalan insanlar, diğer tarafta ne olacağını bilmeden yaşamaya çalışan aileler vardı. Bu yüzden okurken aklım sürekli karakterlerde kaldı. Yaşadıkları kayıplar, geride bırakmak zorunda oldukları şeyler ve buna rağmen yollarına devam etmeye çalışmaları içimi burktu.
Şule Akşun, dönemin atmosferini anlatırken bunu uzun uzun tarih bilgileri vererek yapmıyor. Daha çok insanların günlük hayatları üzerinden gösteriyor. Bu yüzden okurken anlatılanlar bana daha gerçek geldi. Özellikle Ege’nin o zeytin kokulu havası, kıyıları ve adaları hikayenin içinde çok doğal duruyordu.
Okudukça bunun sadece Hasan’ın ya da birkaç karakterin hikayesi olmadığını düşündüm. Aynı dönemde benzer şeyleri yaşamış, evinden ayrılmış, sevdiklerini kaybetmiş ve geriye dönüp baktığında sadece hatıraları kalmış insanların hikayesi gibiydi. Bu yüzden roman boyunca hüzün hiç eksik olmadı. Bazı bölümlerde durup karakterlerin yaşadıkları üzerine düşünmeden edemedim.