Artık problem olarak bile algilamiyoruz.
İslâm’ın siyasal ve ahlaki ufku, netlik ister! Hak batıldan ayrılır, doğru yanlışla karışmaz. Kuran’ın temel vurgusu "bir bedel karşılığında hakikati satmama" uyarısıdır. Burada problem, kötülüğün varlığı değil, kötülüğün "kaçınılmaz ve meşru seçenek" gibi sürekli normalleştirilmesidir. Bu noktada "pragmatik dindarlık" dediğimiz bir yapı ortaya çıkar. Yani, muhafazakâr AKP İslâm sentezi. İnanç, ilkeler üzerinden değil, sonuçlar üzerinden konuşmaya başlar. "Şu olmasın da ne olursa olsun" mantığı, zamanla "ne olursa olsun devam etsin" psikolojisine dönüşür. Böylece din, hakikati ölçen bir mihenk olmaktan çıkar, mevcut düzeni aklayan bir dile dönüşür. En tehlikeli kırılma da burada gerçekleşir. İnsan, dini bir hakikat ölçüsü olarak değil, mevcut siyasal ve toplumsal tercihlere gerekçe üreten bir çerçeve olarak kullanmaya başlar. Bu durumda Allah ve Resûl’ün koyduğu ölçü, hayatın merkezinden çekilir; yerine "durum yönetimi" geçer. Oysa İslâm’ın ölçüsü net. Hakikat, şartlara göre eğilmez; şartlar hakikate göre düzeltilir. Aksi durumda din, yönlendirici olmaktan çıkar, yönlendirilen bir araca dönüşür. Bu yüzden asıl eleştiri kişilere değil, zihniyete yönelmelidir. Sürekli "ehven-i şer" diyerek şirki meşrulaştıran bir bakış, uzun vadede şerri sıradanlaştırır, hatta görünmez kılar. Görünmeyen kötülük ise artık problem olarak bile algılanmaz.
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.