·120 syf.····Okunma: 05 Haziran 2026 00:00 Selim Nüzhet’ten okuduğum ikinci kitap Canvermezler Tekkesi oldu. Selim Nüzhet bu romanı, Claude Farrere’in La Maison des Hommes Vivants adlı eserinden uyarlayarak 1921 yılında ileri gazetesinde yayımlamış. Daha sonrasında 1922’de bu eser kitaplaşmış. Türk edebiyatının ilk gotik romanı olarak da değerlendirildiğini kitabın arka kapak yazısında görüyoruz.
Yukarıda ismini verdiğim Fransızca olan orijinal romana da biraz değinmek istiyorum. ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu romanın Hamdi Varoğlu tarafından 1955 yılında bir çevirisi yapılmış. Aslında çeviriden ziyade bir uyarlama olduğu söylense de kişi ve mekân adları Fransızca bırakılmış. 1911 yılında yazılmış olan bu ‘‘La Maison des Hommes Vivants’’ adlı eser, Türkçeye ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ adlıyla çevrilmiş. Bu kitap ilgimi çektiği için biraz Türk edebiyatındaki fantastik, gotik anlatılar üzerine araştırma yaptım. Bu da beni İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘‘Türkçe Edebiyatta Varla Yok Arası Bir Tür Fantastik Roman (1876-1960)’’ isimli çalışmaya yöneltti. Kitapta Canvermezler Tekkesi ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamasına şaşırmışken son bölümlere doğru Ölmez Adamların Evi çevirisi hakkında yazılanlara denk geldim. Türkçe çevirisinin yapıldığını da bu vesileyle öğrendim. Uyarlama olduğu iddia edilse de romandaki isimlerin orijinal olarak bırakılması ve romanın 1909’da geçen bir hikâyeyi ele almasına rağmen Osmanlıya hiç değinmemesi onu çeviriden fazlası yapmamıştır. Çalışmanın sahibi Pelin Aslan Ayar’a göre bu durumun sebebi de tekinsiz maceraların dışarıya, uzağa atfedilmesidir. Yazar; korkunun, yadırgatanın bizden uzaklığını gösterip okurunun kendi coğrafyasında güvende olduğu alt mesajını vermek istemiş olabilir. Bizde daha çok bilindik hikâyelerin olması sebebiyle böyle olağanüstü anlatıların uzak mekânlarda daha inandırıcı olabileceğini düşünmüş olabilir. Bu kısım, çalışmanın sahibi Pelin Hanım’dan alıntıdır.
Ölmez Adamların Evi’nin bir özetini de bu çalışmada okudum. Olaylar, Canvermezler Tekkesi’yle neredeyse tamamen aynı şekilde ilerliyor. Tabii Selim Nüzhet isimleri, mekânları Türkçeleştirmiş ve kurguyu daha yerel bir hava içerisinde oluşturmuş.
Roman, olayları bizzat yaşayan kahramanımız Ali Nail Bey’in yazdıklarını okumamızla başlıyor. Bu yazdıklarını geride kalan insanlara bir uyarı, ibret, bir sırrın itirafı şeklinde bırakmak istiyor. İnsanların hiç bilmedikleri bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlatmak istiyor. Aslında bir nevi, ben yandım ama siz yanmayın diyor. Anlattığı şeylerin insan aklının ötesinde, olağanüstü olaylar olduğunu da bildiğinden sürekli olarak kendisine inanılmasını istiyor ve deli olmadığını defaatle vurguluyor.
Roman en başından okuru meraka sürüklüyor. Daha en başta yarın değil öbür gün ölmüş olacağım diyen, birdenbire yaşlandığını iddia eden bir karakterle karşı karşıyayız. Kendi hikâyesini başkalarına anlatmak için yazmaya başlayan Ali Nail, aslında okura hikâye içinde hikâye sunuyor. Bu da üstkurmaca tekniğinin güzel bir örneğini oluşturuyor. Ali Nail’in sürekli olarak bu yazdıklarını okuyacaklara seslenmesi, onları uyarması, bunları neden yazdığını açıklaması da bu tekniğin detayları olarak karşımıza çıkıyor. Baştan sona kadar Ali Nail’in yazdıklarını okuyoruz.
Yaşadığı birkaç günlük maceranın son anlarına kadar yazan Ali Nail, romanın daha en başından öbür gün öleceğim der ve âdeta veda edercesine bize bu olağanüstü hikâyesini anlatmaya başlar. Kendi hikâyesini yine kendisi yazar. Ben merkezli, birinci şahsın anlatımıyla olayları okuruz.
Romanın özetini vermeyeceğim. Romandaki esrarengiz ve doğaüstü olayları anlatarak okurların tadını kaçırmak istemem. Uzun yaşamın sırrını bir şekilde keşfetmiş, ıssız bir dağ başında inzivada yaşayan üç yaşlı adamla Ali Nail’in yollarının kesişmesi sonucunda inanılmaz olaylar yaşanır. Ali Nail’in sevgilisi Meliha da bu kesişmede önemli bir rol oynar. Selim Nüzhet’in diğer romanı olan Gazanfer Paşa’nın Bir İkincisi’nde de bir Meliha Hanım vardı. Meliha tercihlerinin nedenini bulamadım ama merak ettim.
Felsefe taşı, ölümsüzlük, simya ve kimya ilimleri, hipnotizma ve manyetizma roman kurgusunda kendine yer buluyor. Kendilerine Canvermezler diyen bu üç yaşlının ne gibi bir bağlantısı var, uzun ömürlerinin sırrı nereden geliyor ve nasıl işliyor, Ali Nail neler yaşadı ve neden birkaç günde yaşlandığını söylüyor bunları da okurlara bırakıyorum.
Roman kurgusunda yer yer oturtamadığım şeyler oldu. Canvermezler’in Ali Nail’e olan aşırı kibar tavırları ve bana göre manipülatif davranışları beni rahatsız etti. Ölümsüzlük sırlarını kendilerini her şeyden daha önemli görerek devam ettirmeleri, başka insanların hayatlarıyla oynamaları ama bunların hiçbirinden rahatsız olmayıp çok masum ve namuslu insanlar olduklarını vurgulamaları beni epey sinirlendirdi. Bir yerden sonra kendilerine ‘‘Sahtekârlar Tekkesi’’ adını taktım. Bunu naçizane bir tepki olarak düşünebilirsiniz.
Yine Ali Nail’in sevgilisi Meliha benim için tam bir soru işareti oldu. Meliha’nın Canvermezler’le olan bağlantısı, onların bu ölümsüzlük sırrında oynadığı rol ve buna nasıl ikna olduğu havada bırakılmış. Maalesef Türk edebiyatının belli bir döneminde tesadüf unsuru çok kuvvetli. Yazarlarımız sıkışınca hiç olmayacak tesadüfleri kurguya meze yapmış diyebilirim. Bu durum belki yüz yıl önce çok sorgulanmıyordu ama günümüz okuru gotik-fantastik anlatıda bile bir mantık zemini arıyor.
Roman eğer uyarlama değil de tamamen özgün bir roman olsaydı Selim Nüzhet’in zekâsına şapka çıkarırdım. Yine de 1920’lerin edebî ortamı düşünüldüğünde böyle bir eseri uyarlamak, yayımlamak önemli ve cesurca bir iş diyebilirim.
Merakla okuduğum, sürükleyici bir romandı. Özellikle bu tip esrarengiz, tekinsiz, gotik kurgulara merakınız varsa tavsiye ederim. Türk edebiyatının daha zayıf kaldığı bir alanda uyarlama da olsa böyle bir eserin bulunması önemli diye düşünüyorum.