Serinin ikinci kitabını da bitirdim. Açık konuşacağım; ilk kitabı pek sevmeyen azınlıktan biriyim. Hatta o kadar hayal kırıklığına uğramıştım ki ikinci kitaba başlamayı bile düşünmüyordum. Ama seriyi okuyan çoğu kişinin favorisinin bu kitap olduğunu görünce bir şans vermek istedim. İyi ki de vermişim çünkü ilk kitaptan kesinlikle daha başarılıydı.
Öncelikle anlaşmalı evlilik konusuna zaafım olduğunu söylemem lazım. Ne kadar klişe olursa olsun, iyi işlendiğinde büyük keyifle okuyorum. Bu kitap da tam olarak bu trope üzerine kurulu. Declan ve Iris'in hikâyesini okumak genel anlamda keyifliydi. Özellikle Iris'i oldukça sevdim. Güçlü, çalışkan ve kendi ayakları üzerinde duran bir karakterdi. Bazen beni sinirlendirdiği yerler oldu ama genel olarak davranışlarının mantığını anlayabildim.
Declan ise kitabın büyük bölümünde tam anlamıyla bir işkolikti. Bazı sahnelerde gerçekten saçını başını yolduracak kadar sinir bozucuydu. Ancak karakter gelişimini görmek hoşuma gitti. Kitabın başındaki adamla sonundaki adam arasında belirgin bir fark vardı ve bunu okumak keyif verdi.
İlk kitaptaki zorlama komedi anlayışı ve sürekli komik olmaya çalışma çabası beni çok rahatsız etmişti. Bu kitapta ise yazarın bu konuda kendini geliştirdiğini düşündüm. Declan ve Iris'in atışmaları çok daha doğal ve zekiceydi. Hatta bazı sahnelerde gerçekten güldüğümü itiraf etmeliyim. Aralarındaki diyaloglar hikâyeyi taşıyan en güçlü noktalardan biriydi.
Romantizm kısmına gelirsek, Iris'in duygularını çok daha inandırıcı buldum. Onun hislerinin yavaş yavaş geliştiğini görebiliyorsunuz. Declan tarafında ise biraz eksiklik hissettim. Bir noktaya kadar hiçbir şey yokken bir anda "hoşlanıyorum, âşığım" seviyesine geçmesi bana çok ani geldi. Sorun karakterde değil, daha çok yazarın bu geçişi yeterince iyi işleyememesinde bence. Birkaç sahne daha eklenmiş olsaydı çok daha güçlü olabilirdi.
Kitapla ilgili en büyük sıkıntım ise tam burada başlıyor. Bu insanlar üç yıldır birlikte çalışıyorlar. Neredeyse her gün yan yanalar. Buna rağmen geçmişte aralarında en ufak bir çekim, merak ya da duygu belirtisi olmamış gibi davranılıyor. Sonra bir anda evlilik kararı geliyor ve duygular ortaya çıkmaya başlıyor. Bu kısmı çok inandırıcı bulamadım. Aradaki çekimin daha önce de ufak ufak hissedilmesini isterdim.
Sevdiğim bir diğer detay ise ilişkinin hemen fiziksel boyuta taşınmamasıydı. Son dönemde okuduğum birçok romanda karakterler daha birbirlerini tanımadan birlikte oluyorlar. Burada ise en azından duyguların netleşmesi beklendi. Bu yüzden ilişkileri bana daha samimi geldi.
Iris'in inatçılığı ise zaman zaman beni yordu. Evet, çocukluğundan gelen travmaları ve güven problemleri vardı. Babası yüzünden yaşadığı şeyler kolay değildi. Ama bir noktadan sonra aynı korkuların sürekli önüne çıkması biraz fazla uzatılmış hissettirdi. Sonuçta karşısındaki adamı yıllardır tanıyor. Onun babası gibi biri olmadığını anlaması çok da zor olmamalıydı. Ama tabii ki romantik kitaplarda biraz drama olmazsa olmaz. Yazar da bu konuyu son ana kadar kullanmayı tercih etmiş.
Kitaba neden tam anlamıyla bayılamadığımı anlatmak zor. Okurken sıkılmadım, karakterleri sevdim, hikâyeyi merak ettim ama sürekli bir şeylerin eksik olduğu hissi vardı. Tam olarak ne eksik ben de tarif edemiyorum. Belki duygusal geçişler, belki karakterlerin geçmişten gelen bağlarının daha iyi işlenmesi... Bir şeyler yerine tam oturmamış gibiydi.
Son 50 sayfa da benim için biraz düşüş yaşadı. Finalin son kısmını sevdim ama Declan'ın yaptığı bir hata vardı ki gerçekten "Yok artık!" dedirtti. O noktada karaktere ciddi anlamda kızdım. O sahnenin farklı ilerlemesini isterdim.
Bir de şu baba meselesi... Gerçekten hayatımda bu kadar berbat bir baba karakteri okuduğumu hatırlamıyorum. Karısı öldükten sonra yaptıkları, çocuklarına yaşattıkları akıl alır gibi değildi. Her kitapta biraz daha sinir oldum. Bu adamın hak ettiği sonu görmeyi çok istiyorum. Umarım son kitapta yaptıklarının bedelini ödediğini ve pişmanlığını okuruz.
Gelelim Cal'e... Herkes serinin en çok onun kitabını seviyor ama açıkçası şu ana kadar bende öyle bir etki bırakmadı. Sürekli şaka yapan, her şeyi tiye alan karakterler bana pek hitap etmiyor. Rowan ve özellikle Declan'ın yaşadıkları yanında Cal'in sorunları biraz ergen problemi gibi kalıyor. Tabii kendi kitabında fikrim değişebilir ama şu an için en merak ettiğim karakter değil.
Genel olarak baktığımda kitabı sevdim. İlk kitaptan çok daha başarılı buldum. Kusurları vardı ama okurken keyif aldım. Eğer seriye başlayacaksanız, hatta bence ilk kitabı okumadan bile bunu okuyabilirsiniz. O kadar bağlantılı hissettirmedi bana. Romantik komedi ve anlaşmalı evlilik temalarını seviyorsanız şans verebileceğiniz, akıcı ve eğlenceli bir kitaptı.
Güzel miydi? Evet. Çok sevdim mi? Evet. Bayıldım mı? Hayır. Ama yine de seriye devam etmemi sağlayacak kadar keyif aldım.