Cengiz Aytmatov 'un kitaplarını bitirdiğimde her zaman çok etkilenirim ve bir süre boşlukta kalırım. Bu kitaba başladığımda da beğeneceğimi biliyordum.
Alışık olduğum temadan biraz farklı olarak bu kitapta bazı kısımlarda bilim-kurgu ögeleri (uzaylılar) vardı. Alışık olmadığımdan bunları okumak beni şaşırttı ama sevdim.
Hikayemiz yine bozkırın içinde yaşanan acılar, verilen mücadeleler ile ilgili. Issız bir demiryolu yerleşiminde görev yapan bir avuç insan etrafında dönüyor olaylar.
Demiryolu işine yıllarını vermiş bir adamın vefatı sonucu, onu Ana-Beyit denilen kutsal mezarlığa gömmek isteyen yakınlarının, dönemin Sovyet Rusyası tarafından o bölgeye yapılmış olan uzay üssü nedeniyle kendi topraklarına alınmamalarının hikayesi. Kendi topraklarında yabancı sayılan bir halk görüyoruz burada.
Cengiz Aytmatov'un olay örgüsünün içine ustaca yerleştirdiği efsaneler muhteşemdi. Özellikle Mankurt olayı beni çok etkiledi. Günümüzde bu kavram milli benliğini kaybetmiş olan insanlar için kullanılıyormuş (mankurtlaşma).
Kitapta anlatılan ise insanlar saçları kazınıp başlarına yaş deve derisi geçirilip sıcakta bırakılıyor ve bu işkence yöntemi insanların hafızalarını tamamen kaybedip köleleşmesine neden oluyor. Köleleşen bu insanlara mankurt deniyor.
Kazak türklerinin o dönemde yaşadığı Rus baskısı da kitapta oldukça etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Beni etkileyen bir alıntı ile devam edeyim:
"- Biz, bizgoy karagım. Ana-Beyit'ke cetpey turıp kaldık. Kalay da bolsa yardımdeş karagım...
- Benimle Rusça konuşun lütfen, şu anda görevimin başındayım."
Kendi dilini bile konuşmaya korkan bir insan çoktan mankurtlaşmamış mıdır? Aytmatov bu konuya nokta atışı vurgular yapıyor.
Kitapta bahsi geçen heybetli deve Karanar'ın taşkınlıkları da beni yer yer güldürdü gerçekten.
Bence herkes Cengiz Aytmatov'un kitaplarını okumalı...