Bir Shakespeare hayranı olarak bu kitaba büyük bir heyecanla başladım. Açıkçası hakkında okuduğum övgüler ve aldığı olumlu yorumlar beklentimi oldukça yükseltmişti. Belki de bu yüzden kitaptan beklediğim etkiyi tam olarak alamadım. İlk bölümlerde hikâyeye girmekte çok zorlandım; anlatım bana yer yer fazla yavaş geldi ve bazı kısımlarda sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Bu kadar övülmesinin sebebini uzun süre anlayamadım.
Yine de kitabın sonlarına doğru duygusal yoğunluk giderek arttı. Özellikle kayıp, yas ve bir annenin acısı üzerine kurulan bölümler beni daha çok etkiledi. Kitabı bitirdiğimde başlardaki mesafeme rağmen içimde bir hüzün bıraktı. Ancak genel olarak düşündüğümde, beklentim bu kadar yüksek olmasaydı muhtemelen kitaptan daha fazla keyif alabilirdim.
Kitabı bitirdikten hemen sonra filmini de izledim. Film, kitabın derinliğini ve duygusal katmanlarını tam olarak yansıtamasa da bazı sahneleri gerçekten başarılı buldum. Özellikle ikizleri canlandıran oyuncuların performansı ve finaldeki tiyatro sahnesi çok hoşuma gitti. Yine de film, kitabın anlattığı duyguların yanında oldukça yüzeysel kalmış gibiydi.
Belki çok sevemedim ama
Shakespeare'e duyduğum hayranlık sayesinde bu hikâyeyi okumaktan pişman değilim. Bazı kitaplar bizi büyüler, bazılarıysa beklentilerimizle aramızdaki mesafeyi gösterir. Hamnet benim için ikinci gruba daha yakın oldu.
Belki Hamnet'i sevmedim ama unutacağımı da sanmıyorum.
Kitabın Konusu:
Hamnet, 16. yüzyıl İngiltere'sinde yaşayan bir ailenin hikâyesini anlatır. Romanın merkezinde, ileride dünyaca ünlü bir oyun yazarı olacak William Shakespeare'ın eşi Agnes Hathaway ve ikiz çocuklarından biri olan Hamnet bulunur. Hamnet'in beklenmedik ölümü sonrasında ailenin yaşadığı büyük yas ve bu kaybın hayatlarını nasıl etkilediği anlatılır. Tarihsel gerçeklerden ilham alan eser, sevgi, annelik, aile ve kayıp temalarını güçlü bir şekilde işler.