·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2026 09:07 19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nın katı bürokratik çarkları arasında sıkışmış "küçük insanın" trajedisini absürt bir mizahla harmanlayan amiral gemisi niteliğindedir. Mazlum Beyhan’ın yetkin çevirisiyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nden çıkan bu derleme, Petersburg’un o kasvetli ve sınıfsal uçurumlarla dolu atmosferini adeta bir sosyolog titizliğiyle çizer. Gogol; unvan peşinde koşan memurların, toplumsal normların ve yabancılaşmanın yarattığı varoluşsal sancıları öylesine keskin bir hicivle ele alır ki, okuyucu Akaki Akakiyeviç’in paltosunda ya da Poprişçin’in deliliğinde insanlığın ortak trajedisini bulur. Realizm ile gerçeküstücülük arasında kurulan bu köprü, Dostoyevski’nin o meşhur "Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık" itirafını haklı çıkaracak nitelikte bir edebi derinliğe sahiptir.
Bununla birlikte, eserin sahip olduğu bu yoğun sembolizm ve dönemsel hiciv dili, yer yer günümüz okuru için takibi zor bir anlatı barajı oluşturabilmektedir. Özellikle "Burun" gibi grotesk öğelerin zirve yaptığı öykülerde, alt metindeki Çarlık dönemi rütbe sistemine (Tabel o Rangah) dair tarihsel referanslar tam olarak kavranamadığında, metin sadece absürt bir hikaye düzeyinde kalma riski taşır. Ayrıca Gogol'ün melankolik ve karamsar fırça darbeleri, insan doğasının karanlık dehlizlerinde fazlaca zaman geçirerek anlatıyı yer yer klostrofobik bir boğuculuğa sürükler. Yine de bu durum, onun modern edebiyatın, hatta Kafkaesk anlatının temellerini atan dehasına gölge düşürmez; aksine edebiyatın sadece keyif veren değil, aynı zamanda rahatsız eden bir ayna olduğunu bizlere hatırlatır.