Hikaye aslında bir yas, vicdan azabı ve şüphe muhasebesiyle başlıyor. Çok güzel, zengin ama bir o kadar da bencil ve yüzeysel bir kadın olan Rosemary Barton, lüks bir restoranda doğum gününü kutlarken şampanyasına karıştırılan siyanürle herkesin gözü önünde can veriyor. Dönemin polisi ve çevresi bunu kadının depresyonda olmasına bağlayıp "intihar" diyerek dosyayı kapatıyor.Ancak aradan tam bir yıl geçiyor. Rosemary’nin kocası George, karısının intihar etmediğine, masadaki altı kişiden biri tarafından öldürüldüğüne dair isimsiz mektuplar almaya başlıyor. George, katili açığa çıkarmak için adeta akılalmaz ve tehlikeli bir kumar oynuyor: Karısının öldüğü aynı restoranda, tam bir yıl sonra aynı masayı ayırtıyor ve o gece masada olan aynı konukları tekrar çağırıyor. Masada Rosemary’nin anısına boş bir sandalye ve bir biberiye dalı bırakılıyor. Tam "George şimdi bombayı patlatacak" diye beklerken, kurgu öyle bir ters köşe yapıyor ki George da tıpkı karısı gibi aynı masada, aynı şekilde zehirlenerek ölüyor. Olayı çözmek ise eski bir istihbaratçı olan aile dostu Albay Race’e düşüyor.
Kitabın en sevdiğim yanı üç bölümlü yapısı oldu. İlk bölümde masadaki altı şüphelinin de geçmişe dönüp Rosemary ile olan anılarını hatırlamasını okuyoruz. Bu sayede Agatha Christie bize şu mesajı çok iyi veriyor: "Bu kadından nefret etmek ve onu öldürmek için masadaki herkesin son derece geçerli bir sebebi vardı!".
Kitap sadece "katil kim?" sorusundan ibaret değil. İnsanların iç dünyasındaki kıskançlıkları, miras kavgalarını, yasak aşkları ve üst sınıfın o sahte nezaketini çok iyi yüzümüze çarpıyor. Rosemary karakteri fiziksel olarak romanda olmasa bile, bir hayalet gibi tüm kitabın ve karakterlerin üzerine çöküyor.
Şüpheli sayısı aslında çok az (sadece masadaki o birkaç kişi). "E bu kadar az kişi arasında katili bulurum" diyorsunuz ama yazar odağı o kadar güzel dağıtıyor ki tam "Buldum!" dediğiniz anda kendinizi yeni bir çıkmazda buluyorsunuz.
Kitabın sonundaki çözüm ve katilin bunu başarma yöntemi bana biraz fazla "şansa dayalı" ve zorlama geldi. Katilin planının tıkır tıkır işlemesi için mucizelerin gerçekleşmesi gerekiyordu. Yine de bu durum, kitabın o sürükleyici ve merak uyandırıcı temposundan hiçbir şey eksiltmiyor.
Özetle; bir solukta okunabilecek, insan psikolojisine odaklanan ve finaliyle şaşırtmayı başaran çok keyifli bir dönem polisiyesi. Agatha Christie'nin en popüler kitaplarından biri olmasa da kesinlikle şans verilmesi gereken gizli cevherlerden biri.