Puan vermedi·256 syf.··Beğendi
· Sırça Fanus: Esther'in Adım Adım Delirme Hikâyesi...
Sırça Fanus aslında tamamen Sylvia Plath'ın gençlik yıllarında yaşadığı ruhsal çöküşün romanlaştırılmış hali. Yazar, Esther karakternin arkasına saklanarak kendi karanlığını anlatıyor.
Hikâye, Esther'in okul başarısı sayesinde New York'ta prestijli bir moda dergisinde staj kazanmasıyla başlıyor. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünse de, o şaşalı dünya Esther'i içten içe tüketmeye başlıyor. Katıldığı lüks davette tüm kızların sözde gıda zehirlenmesi yaşaması, o parlak hayatın altındaki çürümüşlüğün ilk işareti. Ardından dergi patronunun "Seni diğerlerinden ayıracak hiçbir şeyin yok" demesi, yıllarca başarılarıyla kurduğu özgüvenini derinden sarsıyor.
New York'ta yaşadığı hayal kırıklıkları giderek büyüyor ve son gecesinde Marco adında bir adamın te*vüzüne uğraması ve sonra pahalı kıyafetlerini otelin çatısından aşağı fırlatması,ona dayatılan hayatı reddedişinin sembolü oluyor.
Staj bitip eve döndüğünde Esther için asıl karanlık başlıyor. Yazma yeteneğini, okuma hevesini ve yaşama sevincini kaybediyor.
Romanın vurucu incir ağacı metaforunda, önünde evlilik, annelik ve kariyer gibi sayısız seçenek görüyor; fakat birini seçerse diğerlerini kaybedeceği korkusuyla hiçbirine uzanamıyor. Daldaki incirler kuruyup yere düşerken Esther de zihinsel olarak felç oluyor.
Yaşadığı ağır depresyonu, dünyaya kirli bir camın ardından bakıyormuş gibi hissettiği boğucu bir fanus olarak tanımlıyor. Sonunda intihar girişiminde bulunuyor ve kurtarıldıktan sonra uzun bir tedavi sürecine giriyor.Burada tanıştığı Joan'ın intiharı, Esther'in içinde ölmek isteyen parçanın da onunla birlikte toprağa verildiği hissini yaratıyor.
Roman umutlu bir şekilde sona eriyor; Esther yeniden hayata dönüyor. Ancak gerçek hayatta Sylvia Plath aynı karanlıktan çıkamıyor ve kitabın yayımlanmasından kısa süre sonra yaşamına son veriyor
Yazarın sonunu bilerek okumak beni gerçekten altüst etti diyebilirim. Sırça Fanus benim için sadece bir kadının delirme hikâyesi değil; kusursuz görünmek zorunda bırakılan insanın kendi zihninde yavaş yavaş tükenişinin hikâyesiydi..