…kadrajda bir avuntu aramak:
Puan vermedi·204 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:48
Herkesin hayatın anlamını bir yerlerde aradığı, bulduğunu sandığı anlarda ise kendi sığlığında boğulduğu o malum trajedideyiz. Andrei Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman’da bize sinema anlatmıyor; aslına bakılırsa, insanın o bitmek bilmeyen, can sıkıcı varoluş çırpınışlarına estetik bir kılıf uydurmaya çalışıyor. Sanatın bir kurtuluş, zamanı dondurmanın ise ölümsüzlük olduğuna inanacak kadar saf bir idealizmle yaklaşıyor dünyaya. Oysa gerçeklik, onun o uzun ve melankolik plan sekansları kadar sabırlı değil; aksine, bizi en beklemediğimiz anda çiğnemeden yutan amansız bir dişli. Tarkovski ise bu dişlinin arasına şiirsel bir parazit gibi sızarak zamanı mühürlediğini iddia ediyor. Ne büyük ve asil bir yanılgı. Kitap boyunca sinemanın "zamanın doğrudan kendisiyle çalışmak" olduğunu geveleyip duruyor. Popüler kültürün, o her şeyi çabucak tüketip fırlatan endüstriyel lağımının karşısına dikilip dürüstlükten, ruhun arınmasından bahsediyor. Filmlerini izlerken çoğunun esneyerek "Uykum geldi" dediği bir çağda, sinemayı kutsal bir ayin mertebesine çıkarma çabası takdire şayan ama bir o kadar da nafile. İnsanlığın kolektif bilinci bir bardak suya muhtaçken, o bize o suyun yüzeyine düşen yaprağın yansımasındaki metafizik anlamı vadediyor. Tarkovski’nin dünyasında zaman gerçekten mühürleniyor ama mühürlenen şey aslında insanın kendi yalnızlığının ve çaresizliğinin soğuk odası. Cioran’ın o keskin pesimizmini andıran bir damar var bu mühürde: Dünyaya fırlatılmış olmanın acısını, kameranın vizöründen bakarak hafifletmeye çalışmak. Yönetmen, sanatçının bir kurban olması gerektiğini söylerken haklı belki de; çünkü bu köhne dünyada katlanılamaz gerçekliği ancak kendini paralayarak, o çürümüş toprağa ve akan suya kutsallık atfederek katlanılır kılabilirsin. Şiirsel sinema dediği şey, temelde hayatın anlamsızlığına karşı çekilmiş sanatsal bir feryat. Fakat ne yazık ki, o dahi filmlerindeki o meşhur dumanlı sislerin arkasında saklanan mutlak hiçliği tamamen gizleyemiyor. Yine de yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerek: Kitap, sinema yapmak isteyen hevesli budalalar için bir el kitabı değil, bir inanç manifestosu. Tabii ortada inanılacak bir şey kaldıysa. Tarkovski, montaj masasında zamanı kesip biçerken aslında ölümle kumar oynuyor. Seyirciyi perdede akan o yavaş akan ırmağın, damlayan tavanın, uzaklardaki bir atın sessizliğinin karşısına oturtarak, modern insanın en büyük korkusuyla yüzleştiriyor: Kendi boşluğuyla. Mühürlenmiş Zaman, sinemayı bir eğlence aracı olarak görenlerin suratına inen entelektüel bir tokat, evet; ama aynı zamanda pencereden dışarıdaki karanlığa bakıp kendi yansımasını gören bir adamın hüzünlü monoloğu. Sonuçta elimizde kalan ne? Birkaç unutulmaz film karesi, vicdan azabıyla kavrulan karakterler ve zamanın akışına direnebileceğini sanan bir dâhinin vasiyeti. Bu kitabı okuyup bitirdiğinizde içinizde bir aydınlanma falan gerçekleşmeyecek, boşuna umutlanmayın. Sadece, hayatın o gri ve tekdüze akışının, Tarkovski’nin mühürlediği o estetik zamandan çok daha acımasız ve estetikten yoksun olduğunu bir kez daha anlayacaksınız. Ahalinin romantik alıntılarla süsleyeceği bu başyapıt, aslında hepimizin içinde taşıdığı o karanlık ve dilsiz dehlizin sinematografik bir itirafından başka bir şey değil. Mühür açıldı, zaman aktı ve geriye yine sadece çürüme kaldı.
Mühürlenmiş ZamanAndrey Tarkovski · Afasinema · 19861,111 okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.