Puan vermedi·320 syf.····Okunma: 08 Haziran 2026 16:46 Dokunmadan, ilk bakışta bir ilişki hikayesi gibi görünse de aslında insanın kendisiyle kurduğu bağ, geçmişiyle hesaplaşması ve başkalarının hayatındaki görünmez etkisi üzerine düşündüren bir roman. Nermin Yıldırım, karakterlerinin yaşamlarını birbirine incelikle bağlarken, okuru da tesadüflerin ve seçimlerin hayatlarımızdaki yerini sorgulamaya davet ediyor.
Romanı okurken zaman zaman Aylin Balboa’nın dilini hatırladım. Özellikle duyguların doğrudan ama gösterişsiz bir şekilde aktarılması, karakterlerin iç dünyalarına samimi bir yerden yaklaşılması bu benzerliği hissettirdi. Elbette iki yazarın anlatım biçimleri ve dünyaları farklı; ancak bazı bölümlerde aynı sıcaklığı, kırılganlığı ve içtenliği yakaladım.
Kitap boyunca karakterlerin geçmişleriyle hesaplaşmalarını, taşıdıkları yükleri ve hayatlarında bıraktıkları izleri görüyoruz. Beni en çok etkileyen nokta ise insanların birbirlerinin hayatlarını bazen farkında bile olmadan değiştirebildiğinin anlatılmasıydı. Bir karşılaşmanın, söylenen ya da söylenmeyen bir cümlenin yıllar sonra bile başka hayatlarda yankı bulabileceğini hatırlatan bir roman.
Roman, tesadüfler, karşılaşmalar ve kaçırılmış fırsatlar üzerinden ilerlerken okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: Bir insanın hayatına dokunmak için gerçekten yanında olmak gerekir mi? Yazar bu soruya net cevaplar vermek yerine karakterlerinin hika
yeleri aracılığıyla düşündürmeyi tercih ediyor. Bu da romanın en güçlü yanlarından biri.
Yalnızlık, aidiyet arayışı ve geçmişin bugüne etkisi kitapta güçlü şekilde işlenmiş. Karakterlerin kusurlarıyla var olması onları daha gerçek ve daha yakın kılıyor. Hikaye boyunca birbirinden bağımsız görünen olayların zamanla anlamlı biçimde birleşmesi ise romana ayrı bir derinlik katıyor.
Benim için Dokunmadan, yalnızca bir hikaye anlatmaktan çok insan ilişkilerinin görünmeyen yönlerini sorgulatan bir romandı. Kitabı bitirdiğimde aklımda olaylardan çok hisler ve sorular kaldı. Belki de romanın asıl gücü burada yatıyor: Okuru hikâyenin içine çekmekten çok, hikâyeyi kendi hayatıyla ilişkilendirmeye davet etmesinde.