Herkese merhabaa! :))
Sonunda bende Harry Potter ile tanıştım.
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Çocukluğumdan beri filmlerini defalarca izledim ama kitaplarını hiç okumamıştım. Bu konuda zorbalanınca :) ben de en azından ilk kitabı bi’ okuyayım dedim.
Okumaya başladığım an ilgimi çeken ve hoşuma giden ilk şey kitabın anlatım dili oldu. Filmlerine göre daha -nasıl desem- ‘yerli’ ve samimi hissettirdi. Özellikle diyaloglarda daha bariz hissedilen bir detaydı bu. İlgimi çeken bir diğer şey ise karakter betimlemelerinin filmdeki oyuncularla neredeyse birebir aynı olmasıydı. Buna gerçekten çok şaşırdım. Aranızda bu benzerliğin nasıl sağlandığını bilenler vardır kesin ama benim bir fikrim yok. :)) Aslında bakarsanız her detay filmlerdekine çok yakındı. Ya da öncesinde filmleri izlediğim için zihnimde o şekilde canlandılar, bilmiyorum ama filmleri yıllar önce izlemiş ve neredeyse unutmuş olmama rağmen kitabı okurken küçük küçük sahneler canlandı gözümde. İlk filmi tekrar izleyip karşılaştırma yapmak istiyorum.
Şimdiii gelelim asıl konuya. Kitabı sevdim mi, sevmedim mi? Evet kesinlikle sevdim. Her detayı kusursuzca işlenmiş bir fantastik evrenin içine düştüm adeta. Ama… -evet bu noktada küçük bir “ama” var- kitabı bitirdikten sonra devamını okumak isteyecek kadar da sevemedim ne yazık ki. Hatta o kadar ağır aktı ki bittiğinde bir oh çektim. Bunun ilk sebebi, her serinin ilk kitabında olduğu gibi çoğunlukla karakterleri ve evreni tanıtmaya odaklanılmasıydı. Bir diğer sebep ise zamanlamaydı diye düşünüyorum. Bu seriyle ortaokul çağlarımda tanışmış olsaydım eğer okuduğum en iyi seriler arasında yerini alırdı kesinlikle. Fakat yetişkin bir okuru tatmin etmesi zor. Zaten seriyi seven yetişkinler de genellikle çocukken okumuş olanlar. O dönemlerde okuduğumuz kitapların her zaman özel bir yeri vardır. Belki de özel olan kitaplar değil özlem duyduğumuz çocukluğumuzdur.
Kısacası, zamanlama her şeydir.
Seriye belki dinleyerek devam ederim ama okuyacağımı sanmıyorum. :’)
J. K. Rowling