Gönderi

Zaman Katilleri
8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 09:52
Yaratıcılık Kodu’nu; erken uyuduğum ancak gecenin bir yarısı uyandıktan sonra bir daha gözümü kırpamadığım kalorifer yanacak kadar soğuk bir Londra gecesinin ardından gelen tehir eden trenlerle dolu tipik sabahında bitirdim. Kitabı kapattığımda aklımda kalan ilk şey yapay zekâ teknolojileri, yaratıcılık teknikleri ya da üretkenlik yöntemleri olmadı. Zihnime şu satırlar çakıldı: “… her geçen saniye azalmakta olan zamanımızı çok iyi yönetmeliyiz. Ne kadar kaldığını bilmediğimiz ömrümüzün en önemli sermayemiz olduğunu unutmamalıyız. Hayatımızdaki zaman katillerini belirlemeli ve onları yaşantımızdan uzaklaştırmalıyız. Bu zaman katilleri kimi zaman vazgeçmekte zorlandığımız bir alışkanlıktır, kimi zaman da bir insan.” Sanırım yaş ilerledikçe insanın hayata bakış açısı değişiyor. Bir dönem para en önemli şeymiş gibi geliyor. Bir dönem kariyer… Bir dönem ise sadece başarı… Sonra insan acı bir şekilde fark ediyor ki; para tekrar kazanılabiliyor, kariyer yeniden inşa edilebiliyor, hatta hayattaki birçok hata bir şekilde telafi edilebiliyor. Ama akıp geçen zaman asla geri gelmiyor. Bu nedenle kitapta geçen “zaman katilleri” kavramı bana oldukça güçlü ve sarsıcı geldi. Çünkü hayatımızdaki en büyük kayıpların çoğu yanlış finansal yatırımlardan değil, yanlış insanlara ve işlere cömertçe harcanan zamandan oluşuyor. Bu bölümü okurken hafızamda iki film canlandı. İlki, Lucy. Filmin sonunda insan bilincinin sınırlarını aşan karakter, evrendeki tek gerçek ölçünün zaman olduğunu söyler. Bilgi, güç, para ve hatta insanın kendisi bile ancak zamanın boyutu içinde bir anlam kazanır. Zaman yoksa, hiçbir şey yoktur. İkincisi ise The Banshees of Inisherin. Filmde Brendan Gleeson’ın büyük bir ustalıkla canlandırdığı Colm Doherty, hayatının son düzlüğüne girdiğini fark eder ve geride kalıcı bir eser bırakmak ister. Bunun önündeki en büyük engelin ise zamanını ve enerjisini sömüren niteliksiz ilişkiler olduğunu düşünür. En yakın arkadaşının kapısına gidip şu korkunç cümleyi kurar: “Eğer benimle konuşmaya devam edersen, her gün sol elimden bir parmağımı kesip kapının önüne fırlatacağım.” Ve nitekim bunu yapar. Gleeson’ın karaktere kattığı o melankolik kararlılık, kendi parmaklarını kesip arkadaşının kapısına fırlattığı bu eylemi sıradan bir delilikten çıkarıp varoluşsal bir çığlığa dönüştürür. Bir müzisyen için parmaklarını kaybetmek, yaratım yeteneğini kendi elleriyle yok etmek demektir. Ancak Colm için ruhunu ve zamanını tüketen bir ilişkiyi sürdürmek, keman çalamamaktan bile daha büyük bir kayıptır. O parmakların kapıya çarpma sesi, aslında Yaratıcılık Kodu’nun bahsettiği “insan biçimindeki zaman katillerine” karşı çekilen en sert ve en somut sınırdır. Filmin sorduğu soru son derece yalındır: Elimizde ne kadar zaman kaldığını bilmiyorken, onu kimlere ve nelere harcıyoruz? Barış Müstecaplıoğlu’nun “zaman katilleri” ifadesi ile bu iki film arasında güçlü bir bağ kurdum. Çünkü yaratıcılık sadece zihinde yeni fikirler üretmekle ilgili değil. Bazen yaratıcı bir hayat kurabilmek için önce hayatımızdaki gereksiz gürültüyü temizlemek gerekiyor. Vazgeçmekte zorlandığımız konforlu bir alışkanlık… Sürekli ertelediğimiz bir uğraş… Ya da bize hiçbir şey katmadığı halde ruhumuzu tüketen bir insan… Belki de yaratıcılığın önündeki en büyük engel yetenek eksikliğimiz değil; dikkatimizi, odağımızı ve zamanımızı sürekli emen o görünmez asalaklardır. Kitap boyunca bana en yakın gelen, içimi rahatlatan düşüncelerden biri de şu oldu: “Elinden gelenin en iyisini yaparak yaşadığını bil. Bu sana yeter.” Bu felsefeye gönülden katılıyorum. Hayat her zaman emeği aynı ölçüde ve aynı adaletle ödüllendirmiyor. Bazen çok çalışıyor ve karşılığını alıyoruz. Bazen ise koskoca bir hiçle kalıyoruz. Bazen iyi niyetimiz el üstünde tutuluyor. Bazen hiç görülmüyor. Ama günün sonunda insanın vicdanı o mutlak gerçeği her zaman biliyor: Gerçekten elinden geleni yapıp yapmadığını. Yaratıcılık Kodu benim için yaratıcılığın teknik formüllerinden ziyade, zamanın ve yaşamın değeri üzerine derin bir tefekkür kitabına dönüştü. Kitabı bitirip masaya koyduğumda aklımda yankılanan şey yaratıcılık değildi. Zamandı. Çünkü belki de yaratıcı ve özgür bir hayatın ilk şartı, ömrümüzü sessizce tüketen şeylere “hayır” diyebilme cesaretidir.
Yaratıcılık KoduBarış Müstecaplıoğlu · Ceo Plus Yayınları · 20243 okunma
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.