·158 syf.····Okunma: 01 Haziran 2026 16:30 Oldukça uzun bir inceleme olacak: İnceleme ve özet seklinde. SPOİLER İÇERİR DİKKAT!!
Yaşar Kemal’in Teneke romanı, her ne kadar yerel ağızlar ve yoğun yöresel ifadeler nedeniyle yer yer okuma akışını zorlaştırsa da, okuyucuya sunduğu o samimi anlatımıyla tam bir Toplumcu Gerçekçi klasik. Ben Yaşar Kemal'le, Orhan Kemal'le, Fakir Baykurt'la çok geç tanıştım. Biraz tersten başladım edebiyata ilkokul ve lisede Rus edebiyatını çok severdim.
Romanın yapısal olarak iki farklı yazım tarzından (bir kısmı tiyatro, bir kısmı düz metin) oluşması ve olay örgüsünde ufak nüans farklarının bulunması edebi açıdan ilginç bir deneyim. Ancak bir okur olarak ben ikinci kısımdaki o tiyatro kısmının tamamen düz yazıya çevrilmesini ve kitabının orada yer alan olay örgüsü üzerine kurgulanmasını isterdim.
Kitabı okurken asıl yoğunlaştığım ve beni derin düşüncelere sevk eden kısım, genç Kaymakam Fikret’in iç dünyası ve bürokratik yalnızlığı oldu. Yazarın, onun içsel sorgulamalarına daha fazla yer vermesini çok isterdim. Çünkü devlet mekanizmasında, hele ki böylesine sorumluluk gerektiren makamlarda işe yeni başlayan biri için hayat asla kitaplarda yazıldığı gibi ilerlemiyor. Fakültede, kanunlarda öğrendiğiniz teorik bilgiler sizi pratik yaşamın kurtlar sofrasına hazırlamaya yetmiyor. Önünüze "Ne olacak ki, altı üstü bir imza" diye getirilen kağıtların arkasındaki trajedileri görebilmek için acı tecrübeler gerekiyor. Tam da bu noktada, romandaki Katip Resul karakteri gibi, bürokrasiyi ve hayatı iyi bilen akıl hocalarına denk gelmenin memuriyette ne kadar büyük bir şans olduğunu kendi hayatımdan da biliyorum. Memur olan arkadaşlar beni anlayacaktır.
Ancak mesleğe çok erken yaşta başlamış ve çekirdekten yetişmiş bir devlet memuru olarak, Kaymakam Fikret’in yöntemine dair bir şerh düşmeden edemiyorum. Gözü açıldıktan sonra ağalara bir anda tamamen düşman kesilmesi, stratejik bir hata gibi geliyor bana. Çünkü memuriyetin ve kamunun bana öğrettiği en büyük gerçek; her daim bir miktar orta yolu bulmanın, sistemi tamamen kilitlemeden ve kendini imha etmeden dengeleri yönetmenin gerekliliği. Teneke, Fikret’in beline silah takıp kelle koltukta kanun aradığı o sahnelerle ensemden soğuk sular döktürürken, Kaymakamlık mesleğinin benim için neden hiçbir zaman tercih edilebilir bir meslek olmadığını bana bir kez daha hatırlattı. Sen kaymakamlığı seçsen o seni seçecek miydi, diyebilirsiniz. Haklısınız. Denemedim bilmiyorum
Bugün, şimdiki aklımla geçmişe baktığımda "Keşke şunu şöyle yapmasaydım. " dediğim hatalarım elbet var. İşte tam da bu yüzden, şu anki olgunluğum ve tecrübemle memuriyete yeni bir kurumda, yeni bir heyecanla başlamak için farklı kurum sınavlarına giriyorum. Gideceğim yeni kurumun da kendi iç dinamikleri olacak; belki orada da "yeni başlayan" olmanın getirdiği acemilikle yıllar sonra "Ben bunu nasıl yapmışım?"diyeceğim hatalar yapacağım. Ama romanın trajik sonunun aksine biliyorum ki; düşmek de, hata yapmak da, yeniden denemek de insan olmanın şanındandır. Önemli olan, arkamızdan teneke çalınsa bile, doğrunun yanında durabilme cesaretini ve denemekten vazgeçmeme iradesini kaybetmemektir.
ÖZET:Roman, Çukurova’nın sıtma ve çeltik (pirinç) tarlalarıyla kuşatılmış bir kasabasına, henüz okulundan yeni mezun olmuş, hayatı ve bürokrasiyi teoride bilen genç ve idealist Kaymakam Fikret Irmaklı’nın atanmasıyla başlar. Kasaba, zengin ve nüfuzlu çeltik ağalarının (özellikle Murtaza Ağa ve Okçuoğlu) mutlak kontrolü altındadır. Ağalar, daha fazla kâr elde etmek için kanunsuz şekilde kasabanın hemen yanına su çekmekte, bu da sivrisineklere ve halkın sıtmadan kırılmasına yol açmaktadır. Kasabaya gelen bu toy ve tecrübesiz genç kaymakamı gören ağalar, hemen harekete geçerler. Fikret’i hediyelerle, pohpohlamalarla ve lüks ağırlamalarla gözünü boyamak isterler. Önüne getirdikleri çeltik ruhsatlarını, imzalatırlar. Tecrübeli tahrirat katibi olanlara üzülür genç kaymakamın adeta gözünü açar. Resul, bürokrasinin ve kasabanın iç dinamiklerini çok iyi bilen, sessiz ama bilge bir memurdur. Fikret’e imzalatılan o kağıtların halkı nasıl sıtmaya mahkum ettiğini ve kanunsuz olan işleri anlatarak onu uyarır. Resul'ün bu uyarısı kesinlikle küçümsenecek bir şey değil. Çünkü namlunun ağzına kendisinin gelmesi an meselesi. Sürekli kitapta da vurgulandığı üzere emekliliğine bir buçuk yıl kalmış. Kaymakamlar gider ama Resul orada yaşamaya devam ediyor, göreceği mobbingin haddi hesabı olmayabilir. Banane dese der. Bu riski göze alarak yine de kaymakama tüm olanları anlatıyor takdir edilesi. Onun yerinde olmadan tabi anlatacak demesi kolay.
Gözündeki perde kalkan Kaymakam Fikret, yaptığı hatanın farkına varır ve ağalara karşı amansız bir savaş açar. Ruhsatları iptal eder, tarlaları mühürler. Ancak sistem ağalardan yanadır; Ankara’daki siyasi bağlantılarını kullanan ağalar, kaymakamı sürdürmeyi veya görevden aldırmayı başarırlar. Fikret, beline silahını takıp kelle koltukta kanunları uygulamaya çalışsa da bürokrasinin hantal ve adaletsiz çarklarına yenik düşer.
Kasabadan ayrılış günü geldiğinde ise ağalar, arkasından teneke çalarak onunla alay ederler (Kitabın adı buradan gelir). Ancak Yaşar Kemal finalde umudu diri tutar: Kaymakam yenilmiş gibi görünse de kasaba halkından küçük bir çocuk grubu ve bazı köylüler, onun dürüstlüğünü unutmayacaklarını göstererek Fikret’i gözyaşlarıyla uğurlarlar.