·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2026 23:35 Sema Kaygusuz okurları, onun hafızayla meselesi olduğunu bilir. Daha doğrusu, bize öğretilen ve dayatılan hafıza fikriyle. Kaygusuz, hafızadan çok onun temsil ettiği düzeni, sınıflandırmayı ve çizgiselliği reddeder. Bu nedenle okuruna başka türlü bir hafızanın, başka türlü bir kazının, başka türlü bir arkeolojinin izini süren bir anlatı sunar; bu kitapta da geleceği acımasız bir yerden kurguladığını görüyoruz. Saat, zamanın kendisi kadar eski. Gelecek geçmişin istilasında.
Çizgisellik ve doğrusallık kimin umrundadır ki? Bu kitapta bir dişten insan yaratılabilir, bir kemikten bir canlı devşirilebilir: Mira. Hafıza burada kronolojik bir kayıt değil; parçaların, sezgilerin ve duyguların iç içe geçtiği canlı bir oluş hâlidir. Duygular belleği mühürler. Ve unutulmayan şey çoğu zaman olayın kendisinden çok onda tortulaşan duygudur.
Saf Canavar, gelecekten bir hikâye anlatırken evrendeki döngüselliğe yaslanır. Sesten önce boşluk, sözcükten önce imgelem vardır. Anlam o boşlukta dolanıyor diyor yazar. Başlangıç ve son, geçmiş ve gelecek, insan ve hayvan arasındaki sınırlar sürekli yer değiştirir. Belki de bu yüzden roman hafızanın neyi sakladığından çok hangi koşullarda yeniden can bulduğuyla ilgileniyor. Şüphe her zaman iç görüyü doğuruyor.
İncelememi kitaptan en sevdiğim cümlelerden biriyle bitirmek istiyorum:
“Birden fazla yaşam sürmenin ölümü de birden fazladır.”