Gönderi

Anlaşıldı ki cennet bahçesi gerçekte bahçe falan değildi. Hatta bahçeden başka her şeye benziyordu: Ormandı, vahşi deniz kenarıydı, açık düzlüktü, rüzgarlı bozkırdı. Adem ile Havva bahçeden kovulmamış, aksine bir bahçeye zorla tıkılmışlardı. Düşünün bir kere. Bahçe dediğimiz nedir? İşlenen toprak. Bakımlı. Düzenli. Organize. Maksatlı. Otlar temizlenir ya da acımasızca ilaçlanır, tohumlar seçilir ve ekilir. Böyle bir yerde özgür ve kendiliğinden hiçbir şey yoktur. Kazalar istenmez. Fakat hikâyeye göre Adem ve Havva saygınlıklarını yitirmeden önce tasasız, çıplak ve masum yaşıyorlardı, hiçbir şeyden mahrum değillerdi. Dünyaları ihtiyaçları olan her şeyi onlara sunuyordu: Yiyecek, barınak ve refakat. Semavi dinlerin vazettiği "kutsal cennet bahçesi" imgesi, aslında evrimsel geçmişimizin özgür, mülkiyetsiz ve kuralsız avcı-toplayıcı habitatının ta kendisidir. "Bahçe" kavramının işlenen, çitlenen, yabani olanın acımasızca ayıklandığı totaliter yapısı; medeniyetin ve yerleşik yaşamın insan doğası üzerinde kurduğu tahakkümü simgeler. Âdem ile Havva özgür doğadan (cennetten) kovulmamış; aksine, Tarım Devrimi ile birlikte mülkiyetin, emeğin ve cinsel kısıtlamaların hüküm sürdüğü yapay bir bahçeye (tarım arazisine ve çekirdek aile kafesine) zorla hapsedilmişlerdir.
·1 alıntı·
29 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.