Küçük Prens benim için çocuk kitabı gibi başlayıp yetişkinlere yazılmış bir hikâye gibi devam eden bir eser oldu. Kitabı okurken sayfalar çok hızlı ilerledi ama her bölümün altında uzun uzun düşündüren anlamlar olduğunu fark ettim.
En çok hoşuma giden şey, kitabın basit bir dil kullanmasına rağmen insanın hayatına dair derin mesajlar vermesiydi. Küçük Prens'in gezegenler arasında yaptığı yolculuklarda karşılaştığı karakterler aslında günlük hayatta sıkça gördüğümüz insan tiplerini temsil ediyor. Bu yüzden okurken bazı bölümlerde kendimi ve çevremdeki insanları düşündüm.
Tilki ile Küçük Prens arasındaki dostluk ise kitabın en etkileyici kısmıydı. Özellikle dostluk, sevgi ve bağ kurmak üzerine anlattıkları beni gerçekten etkiledi. Kitabı bitirdikten sonra bazı cümleleri tekrar dönüp okuma ihtiyacı hissettim çünkü kısa olmalarına rağmen çok şey anlatıyordu.
Romanın bir diğer güzel yanı ise her yaşta farklı anlamlar taşıması. Çocukken okuyan biri macera ve masal yönünü görebilirken, yetişkin biri hayatın koşuşturması içinde kaybettiği değerleri fark edebiliyor. Bence kitabın yıllardır sevilmesinin nedeni de bu.
Okurken zaman zaman hüzünlendim, zaman zaman gülümsedim ama en çok da insanların büyüdükçe bazı önemli şeyleri nasıl unuttuğunu düşündüm. Kitap bittiğinde bana geriye sıcak, biraz da buruk bir his bıraktı.
Kısacası Küçük Prens, kısa olmasına rağmen etkisi büyük olan, insanı sevgi, dostluk ve hayata bakışı üzerine düşünmeye yönelten özel bir kitap. Benim için sadece bir hikâye değil, ara sıra dönüp tekrar okunabilecek bir yaşam hatırlatıcısı oldu.
Puanım: 10/10. Kısa sürede okunabilen ama verdiği mesajlarla uzun süre akılda kalan, her yaşta farklı anlamlar keşfedilebilecek unutulmaz bir eser.
Etkileyici bir kapanış cümlesi olarak da şunu yazardım:
"Kitabı bitirdiğimde, aslında büyümenin her zaman olgunlaşmak anlamına gelmediğini; bazen çocukken bildiğimiz en değerli şeyleri unutmak olduğunu düşündüm."