Doğanın sunduğu bereketi bedelsizce paylaşan avcı-toplayıcı insan, tarıma geçişle birlikte "alın teriyle ekmek kazanma" meşakkatine ve mülkiyeti koruma stresine mahkum olmuştur. En dramatik kırılma ise cinsellik alanında yaşanmıştır: Önceleri suçluluktan muaf, sosyal bağ kurma ve haz odaklı olan hiperseksüel primat cinselliği; tarımın yükselişiyle birlikte utanç, günah, aşağılanma ve üreme odaklı bir denetim mekanizmasına dönüşmüştür. "İlk Günah" miti, aslında insanlığın avcı-toplayıcı özgürlüğünü devredip çiftçiliğin ve ataerkil cinsel mülkiyetin lanetli dünyasına adım atmasının kolektif suçluluk duygusuyla rasyonalize edilme çabasıdır.