Okurken çok üzüldüğüm ve etkilendiğim bir eserdi. Okuma hakkı bile verilmemiş bir kadının kötü ve çıkarcı insanların elinde heder olup gitmesini çok güzel anlatmış yazar. Okurken birçok okurun aksine Nazan'a kızmadım sadece üzüldüm çünkü Nazan daha 16 yaşındayken kaçarak evlenen 17 yaşında anne olan bir çocuk. Kaçarak evlendiği için kötü muameleler gördüğünde döneceği bir evi bile yok. Üstelik kocası da arkasında durmuyor annesinin tam bir cadı olduğunu bilmesine rağmen. Kaynanasının iftira atması üzerine kocası boşayıp geri gönderdiğinde Nazan'nın asıl hikayesi başlıyor bence. Nazan önce kalpazanlık yapıp onu pazarlayan bir adamın eline düşüyor sonra polis baskını sonucunda hapse giriyor orada da uyuşturucuya bağımlı hale getirilip istismar ediliyor kadın bir mahkum tarafından. Bu süreç içinde oğlunun sevgisi ile hayata tutunuyor, oğlunu bir gün tekrar görebilme umuduyla... Şimdi şöyle diyebilirsiniz: Nazan neden hiç sesini çıkarmadı ? Kendisine bunların yapılmasına nasıl izin verdi? Bu soruları sormak Nazan'nın büyüdüğü ve içinde bulunduğu çevreyi hiç anlamamak olur. Hayatta hep ezilmiş, hep birileri üstüne gelmiş, baskı altında kalmış üstelik arkalarında kimse durmamış insanlar kendi kararlarını veremezler, hep yönetilmeye ihtiyaç duyarlar. İşte Nazan'nın durumu tam olarak böyle
Nazan yıllar sonra oğlunu görmek için döndüğünde perişan bir haldedir. Oğlu ise okuyup doktor olmuş, iyi bir kızla nişanlıdır. Oğlunu utandirmamak için uzaktan sevmeye razı olur yıllardır hasretini çekmesine rağmen ama eski komşusu Nazan'ı tanıyıp onu oğlunu "rezil" etmekle tehdit edince oğlu için katil olur ve ölür.
Nazan etrafındaki kimse haksızlıklara ses çıkarmayınca kendisi de çıkaramamış ve kendi sesini unutmuş bir kadın bence.