Miguel de Unamuno'nun Sis isimli kitabını elime aldığımda, daha önsöz ve sonsöz kısmında durup kaldım. Ön sözü yazar değil, Victor Goti yazıyordu ve Victor, Augusto'yu anlatırken bir yandan da Unamuno'nun yazarlığını ve edebiyat anlayışını anlatıyordu. Daha kitap başlamadan kendi kendime "Bu nasıl bir kitap?" diye sordum.
Augusto, etrafındaki insanları, kullandığı eşyaları ve gündelik hayatı alaycı bir sorgulamayla izleyen biridir. Yaşamda bir yolculuk yapanlardan çok, onun içinde dolaşanlardandır. Bir yere varmaya çalışmaktan çok, neden var olduğunu anlamaya çalışır. İnsanların neden çalıştığını, neden mücadele ettiğini, neden belirli kurallara uyduğunu sorgular. Hayatın içinde görünse de çoğu zaman onun dışında durup seyretmeyi tercih eder.
Annesinin ölümüyle birlikte bu yalnızlık ve sorgulama hâli daha da belirginleşir. Annesi onun en çok güvendiği limanıdır. O liman kaybolunca Augusto, kendisini büyük, yalnız düşüncelerinin içinde bulur. Sevmeyi ve sevilmeyi arzular ama bunu nasıl yaşayacağını da tam olarak bilemez.
Bir gün yanından geçen genç bir kızın peşine takılır ve farkında olmadan onun etkisine girer. Kızın adının Doña Eugenia Domingo del Arco olduğunu öğrenir. Ben Agusto isimde bir duraksayınca araştırdım biraz nedenini. Kadın isimlerinde beklenen "Dominga" yerine "Domingo" kullanılması imiş nedeni. Domingo erkek isimlerinde, Dominga ise dişi isimlerde kullanılırmış aslıda. Bu noktada da bu karakterin alışılmış kalıpların dışında biri olacağını düşündürdü yazar bana. Bu yüzden ben bunu sıradan bir ayrıntı olarak okuyamadım. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmiyorum ama daha en baştan Eugenia'nın farklı biri olacağı hissinin kurgusunu yazarın burada hissetmeye başlattığını hissettim.
Eugenia, piyano çalmaktan hoşlanmayan bir piyano