Kitap üzerine uzun uzun yazmayacağım ama kitabın bana düşündürdükleri üzerine kısaca bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle çok ama çok uzun zaman önce Umag kültürde Mehmet Eroğlu'nun da ders verdiği bir yazarlık atölyesine katılmıştım. Orada Eroğlu bize bir kitap listesi vermiş ve kursun sonunda Tatar Çölü'nü okumamızı istemişti. Son derste ise Tatar Çölü'nü ele alan bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma, hayatım boyunca dinlediğim konuşmalar içinde ki işim gereği belki yüzlerce dinlemişimdir, beni şimdiye değin en çok etkileyenlerden biridir. Çok uzatmadan söyleyeyim; yarına ötelediğimiz tüm beklentilerimizin aslında bizi ölgünleştiren bir varoluşu nasıl ürettiğini ve en zoru bu trajik varoluşun her tercihi kuşatan özsel bir yanı olduğunu anlamıştım. Bu kitapta tam da Tatar Çölü gibi yaşamın o özsel yanına dair bize, elbette bence çok açık bir şeyi söylüyor. Kim olduğumuza dair imgemiz aslında hiç de kim olduğumuza karşılık gelmez; bu anlamda kendi geçmişimizi işimize geldiği gibi değiştirir ve sonuçta onu anlayıp kendimizi anladığımız şeyler üzerinden meşrulaştıracağımız bir bağlamda yeniden inşa ederiz. Bu çoğunlukla ahlaken kendimizi kurduğumuz bir hayal dünyasıdır. Bazı bazı bu dünyayı sarsan karşılaşmalar yaşar ve kim olduğumuza dair ne denli yanıldığımız konusunda şaşkınlığa düşeriz. Oysa çoğunlukla bu anlar da unutulmaya yazgılıdır; zira hiç kimse kendi bütünlüğünü parçalayacak ve onu bildiği yolun dışına itecek bir yolu, yol olarak görmez.