“Aile” bazen aynı soyadı taşımak değil, aynı yarayı birlikte sarmaktır…
Kaan Koç’un kaleminden çıkan O Benim Abim, sadece bir macera ya da polisiye değil; aidiyetin, kardeşliğin ve seçilmiş ailenin hikâyesi.
Daha ilk sayfalardan itibaren Bodrum’un sıcak ama sert sokaklarında kendinizi Kaan, Görkem, Eren ve Olgu’nun yanında yürürken buluyorsunuz.
12 yaşındaki Olgu’nun yaşadığı acılar insanın içine dokunuyor.
Ama onu asıl özel yapan şey; hayatın tüm karanlığına rağmen sevgiyi kaybetmemesi…
Kaan ve ekibinin ona sahip çıkışı ise kitabın en güçlü yanıydı benim için.
Kan bağı olmadan kurulan o bağlar o kadar gerçek ve sıcaktı ki okurken kendimi onların evinde oturuyormuş gibi hissettim.
Kitap boyunca tempo hiç düşmüyor.
Define arayışı, sırlar, hesaplaşmalar ve zekice planlar derken sayfalar su gibi akıyor.
Ama bütün aksiyonun arasında bile kitabın kalbinde hep aynı şey var: korumak, sahip çıkmak ve “yalnız değilsin” diyebilmek…
Yazarın dili oldukça sade ve akıcı. Betimlemeler uzun uzun anlatılmadan, doğrudan olayın içine giriyorsunuz.
Bu da kitabı tek solukta okunur hâle getiriyor.
Benim için bu kitap:
Kardeşlik
Sadakat
Dayanışma
Ve sevginin iyileştirici gücü oldu.
Bazı kitaplar bittiğinde sadece kapağını kapatırsınız. Bazılarıysa içinizde yaşamaya devam eder…
O Benim Abim benim için tam olarak öyle bir kitaptı.