•“Bazı hikâyeler vardır, sizi bir karakterin hayatına değil; bir mahallenin kalbine misafir eder... Gelincik Bulvarı benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
•Belgin, babasının ölümünden sonra hayatı boyunca ailesi sandığı insanların aslında onun gerçek ailesi olmadığını öğreniyor. Yıllarca ait olduğunu düşündüğü hayatın bir anda ellerinin arasından kayıp gitmesi… Düşündükçe bile insanın içine oturan bir şey. Gerçek ailesini tanımak için yolu Gelincik Bulvarı’na düştüğünde ise sadece yeni insanlarla değil, kendi eksik kalmış parçalarıyla da karşılaşıyor.
•Ve işte tam burada hikâye beni içine çekti. Çünkü bu kitap sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor. Ait hissetmenin ne demek olduğunu, insanın bazen kan bağı olmayan insanlara bile nasıl “yuva” diyebildiğini anlatıyor. O mahalledeki herkes öyle gerçek, öyle samimiydi ki bir noktadan sonra karakterler kurgu olmaktan çıktı benim için. Ferdi gerçekten abim gibi oldu, Nilüfer mahalleden arkadaşım gibi hissettirdi… Hepsine ayrı ayrı bağlandım.
•Asaf ve Belgin’in hikâyesi ise tam bir “ruh birbirini tanır” hissiydi. Asaf’ın Belgin’i ilk gördüğü andan itibaren hissettiği o aidiyet, o sahiplenmeden gelen sevgi… O kadar yumuşak ve içtendi ki okurken sürekli yüzümde bir gülümseme vardı.
•Ama kitabın kalbime en çok dokunan karakteri kesinlikle Emin oldu… Ah Emin… Yıllarca içinde taşıdığı o sessiz sevgi, uzaktan sevmenin verdiği o kırgınlık… Bir insanı böylesine temiz sevmek ne ağır şeymiş. Onun sahnelerinde gerçekten boğazım düğümlendi.
•Belgin’e bazı anlarda çok kızdım da… İçinde tuttuğu şeyleri neden anlatmadığını, neden kendini bu kadar geri çektiğini düşündüm. Ama sonra onu da anladım biraz. Çünkü bazı gerçekler insanın içine yerleşiyor ve konuşmak bile yeniden yara açıyor.
•Kitap genel olarak inanılmaz keyifli ilerliyor ama o sıcaklığın altında ince ince işlenen bir hüzün var. Aile olmak, geçmişin yükü, aitlik hissi, sevgi ve aşk… Her duygu birbirine öyle güzel karışmıştı ki bazen kahkaha attım, bazen durup uzun uzun düşündüm.
•Bir de o mahalle atmosferi… Payell öyle güzel yazmış ki kendimi gerçekten Gelincik Bulvarı’nda, akşamüstü cam önünde çay içip komşu seslerini dinliyormuş gibi hissettim. Bu kitabı bitirdiğimde içimde tatlı bir boşluk kaldı sadece. Sanki o mahalleden gerçekten ayrılmışım gibi hissettim…
️okuyanlara️
•Sizin kalbinize en çok dokunan karakter kimdi?
•Belgin’in yerinde olsaydınız gerçekleri öğrenince ne yapardınız?
•Emin’in sevgisi mi yoksa Asaf’ın sevgisi mi size daha çok geçti?
️okumayanlara️
•Bir gün aileniz sandığınız insanların aslında gerçek aileniz olmadığını öğrenseniz ne hissederdiniz?
•Mahalle sıcaklığı ve aile temasının olduğu kitapları sever misiniz?
•Sessiz seven erkek karakterler mi yoksa sevgisini açık açık gösterenler mi?”