O daracık odasına, kendi inşa ettiği o zihinsel zindana sıkışmış isimsiz bir adamın, modern dünyanın tüm sahte iyimserliğine ve mantığına karşı açtığı o öfkeli ve acımasız savaş. İnsanın her zaman kendi çıkarına göre hareket eden rasyonel bir varlık olmadığını, aksine sırf kendi iradesini kanıtlamak için yıkımı ve acıyı bile isteyebileceğini o kadar çıplak bir dille yüzümüze vuruyor ki sarsılmamak elde değil. Kendi zayıflıklarıyla, kibriyle ve aşağılık kompleksiyle bu denli dürüstçe, vahşice yüzleşen bir karakteri okurken aslında insan doğasının o en karanlık, en dipteki dehlizlerinde fenerle dolaşıyor gibi hissediyorsunuz; bitirdiğinizde ise o yeraltından yükselen sesin, içinizdeki pek çok gizli düşüncenin yankısı olduğunu fark ediyorsunuz.