·392 syf.····Okunma: 03 Haziran 2026 00:00 Sydney, hayalini kurduğu Madrona Vakfı’na kabul edildiğinde bunun hayatındaki en büyük fırsat olduğunu düşünüyordu. Alzheimer araştırmaları yapan bu gizemli yerde hem kendini kanıtlayacak hem de geleceğini kurtaracaktı. Ama vakfa geldiği ilk andan itibaren hissettiği o tuhaf sessizlik, karanlık atmosfer ve insanların gözlerinde sakladığı şeyler ona burada hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını hissettirdi.
Vakfın koridorlarında dolaşan garip olaylar, gördüğünden emin olamadığı hayaletler, yaralı hayvanlar ve insanların davranışlarındaki değişim Sydney’in kendi aklından bile şüphe etmesine neden oluyor. Özellikle profesör Kincaid… Ona yaklaşmak istiyor çünkü yanında kendini güvende hissediyor ama aynı zamanda adamın sakladığı gerçeklerden korkuyor. Aralarındaki bağ güçlendikçe Sydney, vakfın içinde yürütülen deneylerin sandığından çok daha tehlikeli olduğunu anlamaya başlıyor.
Diğer öğrenciler de zamanla değişmeye başlıyor ve herkes sanki görünmez bir şeyin etkisi altındaymış gibi davranıyor. Sydney ise hem kendi zihniyle savaşırken hem de gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Çünkü öğrendiği her şey onu ya kurtuluşa götürecek ya da tamamen karanlığın içine çekecek.
Ve o şaşırtan ters köşe yapan o son!!!
Kitap daha ilk sayfalarda beni kendi atmosferinin içine çekmeyi başardı. Çünkü bazı kitaplar vardır, daha ne olduğunu tam anlayamadan bile o havayı okuyucuya geçirir.
Düşünsenize; çok ünlü bir vakfın içindesiniz ama dış dünyayla bütün bağınız kopmuş. İnternet yok, telefon yok, dışarıyla iletişim kurabileceğiniz hiçbir şey yok. Sanki görünmez duvarların arasında sıkışıp kalmışsınız gibi… O izolasyon hissi kitabın her sayfasında daha da ağırlaşıyor.
Her bölüm bittiğinde “Bir sonrakinde ne olacak?” merakıyla okumaya devam ettim. Bana göre gerilim dozu başlarda sinsice ilerliyor ama kitabın sonlarına doğru tamamen zirveye ulaşıyor. Özellikle Syd’in ortaya çıkardığı sırlar ve gerçekler… İşte orada kitabı resmen ağzım açık okudum. Her yeni detayda “Yok artık, daha neler olabilir?” diyerek sayfaları çevirmeye devam ettim.
Sayfalar ilerledikçe insan da Sydney gibi kime güveneceğini şaşırıyor. Özellikle gerçek ile halüsinasyon arasındaki çizginin sürekli bulanık olması hikâyeyi daha etkileyici yapmıştı. Bir yandan bilimsel ve psikolojik tarafı vardı ama diğer yandan insanın içine işleyen karanlık bir gerilim iyiydi.