Othello’yu bitirdikten sonra bende kalan en güçlü düşünce şu oldu: İnsan bazen kendi içindeki karanlığa dışarıdaki gerçeklerden daha çok inanıyor.
Ben İago’yu sadece kötü bir karakter olarak görmedim. Sanki Othello’nun içindeki kuruntuların, güvensizliğin ve negatif düşüncelerin sesi gibiydi. Othello ona kulak verdikçe şüpheleri büyüdü, büyüdükçe de gerçeği göremez hale geldi. Bir noktadan sonra artık elinde kanıt olup olmamasının da bi önemi kalmadı; çünkü zihninde kurduğu hikâyeye inanmaya başladı.
Desdemona ise bu hikâyede masumiyeti temsil ediyor. Othello’nun onu anlamaya çalışmak yerine sürekli şüpheyi beslemesi trajedinin başlangıcı oluyor. Aslında onu yıkan şey sadece İago’nun kötü oyunları değil, kendi içinde büyüttüğü kıskançlık ve güvensizlik duyguları.
Bence Shakespeare bu eserle insanların olumsuz düşüncelere ne kadar kolay kapılabildiğini gösteriyor. Bir şüpheye tutunduğumuzda, onu sorgulamak yerine beslemeye başlarsak, zamanla gerçekleri göremez hale gelebiliriz. Othello’nun sonu da tam olarak bunun sonucu. Bu yüzden kitap bana yalnızca bir kıskançlık hikâyesi değil, insanın kendi zihninin tuzağına düşmesini anlatan güçlü bir trajedi gibi geldi.
Othello