Sana selam sana ışık olsun.
Karanlıktan Gelen’in sesi sarıp sarmalamış Yalvaç’ı. Pek çok hayattan süzülen arı duyguları birer birer koynuna düşürmüş. O ses bir şekilde, nasıl olduğunu asla anlayamadığımız haliyle, en iyi bildiği şeyin peşinden gitmeye devam ediyor. Giderken de soluğuna dokunduklarını ışığın yoluna savuruyor. Hatırlıyoruz; ses, karanlıktan geliyordu ancak su gibi akışkandı. Sözler verdik ve yeminler ettik, karanlık ormanlardan geçtik. Kendi yolumuzda, kendimizce idrak ettiklerimiz, gördüklerimiz bizi sürükledi geceler ve gündüzler boyu. Sürükledi ışığa ve ışık olacak olana. Bizler O’nun ve yolculuğunun kutsal şahitleriyiz.
“Yalvaç” büyümüş ve kendi başına bir hat, bir merkez olmuş. Masumiyetin yok olduğu ya da baştan yazıldığı kimi anıları ve yaşanacak sayısız hayatları kendisine çeker olmuş. Onun yolu Baba’nın yolu. Baba’nın tozlu ve kasvetli, sitemkâr, yer yer acıyla ve türlü işkencelerle süslenmiş görkemli kurtuluş yolu... Ne mutlu ona ki Yalvaç’a ses olan pembeli sesi, onu yazan narin elleri bu hat üzerinde ölümsüzlükle müjdelenmiş. Kutlu olsun, yolu bahtı açık olsun.
Gece’nin duaları Sinestezi’den beri susmadı, durulmadı. Mırıltıları şehrin tekinsiz sokaklarında ve ölü bakan insanların ruhlarında yuvalanmaya devam ediyor. Kim bilir belki de Yalvaç onu duymuştur. Ne mutlu Yalvaç’a soluk olana ki göğsünü kendisi dikmiş; Alva’da ve Livia’da hayat bulmuş.
“Korkma, karanlıktan gelen seni koruyup kutsayacak. Yoluna ışık, ruhuna esenlik verecek. Matemin, kederin dağılacak, seni üzen küf kokulu bedenlerden arınacak, kendini bulacaksın… Küf gece, sen ciğerimi delen; mühürlendik sonsuza kadar gecede, karanlıklar prensi bize şahitken.”
Sana, Baba’ya, Bütüne ve Kaynağa sonsuz ışık, sonsuz şükür olsun.
YalvaçSelda Uygur