Bu seriye olan tutkum ve bağlılığım.. Okumak gibi değil de tamamen zihinde canlandırmak gibiydi. Öyle keyif verdi öyle mutlu etti beni.
Konusunu ele alacak olursak; Ölümlüler diyarında yaşayan bir prensesimiz var Sehaphine, kendisi prenses olmasına rağmen asla öyle bir muamele görerek büyütülmüyor ve herkesten saklanıyor varlığı. Yıllarca tek bir görevi yerine getirmek için eğitimler alıyor, bir suikastçı olarak yetiştiriliyor. Sunulması gereken yerine getirmesi gereken bir görevi var. Ölüm ilkeli Nyktos’u öldürmek ve kendi diyarınında yayılmaya başlayan çürümeyi durdurmak. Nyktos’u öldürmenin yüzyıllar önce yapılan bir anlaşmanın sonuçlarını ortadan kaldıracağını düşünüyorlardır. Nyktos’a sunulacağını vakit geldiğinde gerekli ritüeller yapılır ama hiç bir şey onların istediği gibi olmaz. Nyktos kendisine bir konsort istemediğini söyler ve onu geri çevirir. Sonrasın da bir çok gizemli ölüm yaşanmaya başlar meraklı kızımız kendini tutamaz ve her olayda kendini orada bulur, Nyktos’la yolları bir çok kez kesişir, aralarında zamanla bir bağ oluşmaya başlar. Nyktos kendini asla açık etmiyor bu arada tabi. Seraphine’in başına gelen çok kötü bir durumda ortaya çıkar ve her şey ortaya döküldü sanırız ama hayır. Seraphine’i kendi dıyarına götürmek üzere ölümlüler diyarından ayrılırlar.
İşler orada daha da karmaşıklaşır. Seraphine’nin aslında neden ona sunulduğu, Seraphine’ nin içindeki hayat kıvılcımı ve ikisinin arasında ki o sonsuz bağın sebeb olacağı bir çok tat kaçırıcı olay.
Yazarımız her kitabında yaptığı gibi bunda da en son sayfaya bir bomba bırakıyor ve gidiyor. Kendisine teşekkür ediyoruz.
Şunu da belirtmek de fayda var Ten ve Ateş serisi Kül ve Kandan serisinin devamıdır. Fakat Cas ve Popy’nin hikayesinin devamını değil onların ataların hikayesi okuyoruz. Onların mücadele ettiği savaşın asıl doğuşunu ve olmasının sebeplerini.
Kıvılcımdaki Gölge