Bir şeyin hayatımızda kapladığı yeri, o şey gittikten sonra geride kalan boşluğun derinliğinden ölçeriz. Yokluk, varlığın değerini kanıtlayan en hüzünlü ispattır maalesef 🙂
Evet çünkü bazı şeyler yanımızdayken “varlık” gibi değil, hayatın doğal akışı gibi görünür. Gittiğinde ise aslında ne kadar büyük bir yer tuttuğunu, bıraktığı boşlukla fark ederiz. Belki de en ağır gerçek şu: Değer, çoğu zaman varlıkta değil, yokluğun bıraktığı seste saklıdır. Kaleminize sağlık hocam. 😊🙏🏻
Vakti geçtikten sonra anlaşılan kıymet, yalnızca sahibinin başını öne eğer... Önce sağlık, sonra yanı başımızdaki imkânlar, sevdiklerimiz ve hatta sıradan sandığımız o günlük rutinler... Her biri o kadar kıymetli ki. Bunları ömrümüzden çekip çıkardığımızda, bizden geriye ne kalır ? Her biri varlığımızın birer parçası aslında. Her daim değer bilenlere denk gelmek duasıyla...
Ne güzel bir yerden bakmışsınız. Çünkü gerçekten de değer dediğimiz şey çoğu zaman kaybedince değil, fark edince anlam kazanıyor. Zamanın içindeyken sıradan sandığımız her detay aslında hayatı taşıyan görünmez parçalar; sağlık, sevdiklerimiz, alışkanlıklarımız hepsi bir bütünün sessiz ama temel taşları. Belki de en önemli mesele, hayatı eksildikten sonra anlamak değil, tam içindeyken fark edebilmek; çünkü asıl olgunluk, kaybın öğrettiklerine değil, varlığın fısıldadıklarına kulak verebilmekte saklı. 🙂🙏🏻
Ne yazık ki çoğu zaman değerini, varlığıyla değil yokluğuyla ölçüyoruz. Elindeyken sıradan gelen şey, uzaklaştığında ya da başkasında gördüğünde bir anda kıymetleniyor. Oysa gerçek değer, kaybetmeden önce fark edilebildiğinde anlam kazanıyor.
Değer çoğu zaman varlığında değil, yokluğunda hissediliyor hocam. İnsan bazen elindekinin kıymetini, eksikliğini yaşayınca anlıyor maalesef. Keşke böyle olmasa...