Sokaksız, efendisiz ve kapısız bir dünya...
Beni çoktan unuttuğumuz köklerimize, tam 9.000 yıl öncesinin Çatalhöyük’üne götüren büyüleyici bir yolculuğu bitirdim bugün: Sonsuz Suyun Kıyısında. Arkeolojiye ve gizemli tarihe biraz bile ilginiz varsa, bu kitap sizi ilk sayfadan yakalayacak cinsten.
Beni en çok etkileyen şey, hikayenin tamamen gerçek bir arkeolojik kazıdan ve o kazıda bulunan sıra dışı bir mezardan ilham alması oldu. Kucağında sıvanmış bir erkek kafatasıyla gömülen bir kadın... Binlerce yıl önce orada ne yaşandı? Bu nasıl bir inanç, nasıl bir bağlılık ya da aşktı?
Yazar, bu gizemin etrafına öyle atmosferik ve ritmik bir dünya örmüş ki, avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçişin o ilkel ama mistik havasını içinizde hissediyorsunuz.
Biblu’nun hikayesi, tarihin en erken dönemlerinde kadının o güçlü, kurucu rolünü de çok naif bir şekilde hatırlatıyor bize. Ağır ve sıkıcı bir tarih anlatısı kesinlikle değil; tam aksine su gibi akan, tempo kaybetmeyen bir kurgu.
Kitap bitti ama benim aklım hâlâ o damların üzerinde, kerpiç evlerin gölgesinde kaldı. Tavsiyemdir!