Yine İskender Pala, yine enfes bir roman...
Tarihî roman okumayı seven biri olarak İskender Pala'nın kitaplarına her zaman ayrı bir ilgi duydum. Azdahak da bu beklentimi fazlasıyla karşıladı. Yazar, 1577 yılının İstanbul'unu öyle canlı ve gerçekçi anlatıyor ki kendinizi bazen saray koridorlarında, bazen dar sokaklarda, bazen de kuyruklu yıldızın gölgesinde korkuyla gökyüzüne bakan halkın arasında hissediyorsunuz.
Romanın merkezinde gökyüzünde beliren bir kuyruklu yıldız var. Ancak kitap sadece bunun etrafında dönen bir tarih hikâyesi değil. Cinayetler, sırlar, entrikalar, güç mücadeleleri ve hakikati arayan insanlar sayfalar ilerledikçe birbirine ustalıkla bağlanıyor. Özellikle ilim ile hurafenin karşı karşıya geldiği bölümler beni çok etkiledi.
Kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen insan değişmiyor. Korkuları, çıkarları, iktidar hırsı ve hakikati kendi penceresinden görme çabası bugün de aynı şekilde devam ediyor.
Mütedeyyin bir okur olarak eserde dikkatimi çeken noktalardan biri de din ile hurafenin birbirinden ayrılması gerektiğine yapılan vurgu oldu. Roman, inancın değil; cehaletin ve dini çıkar için kullanan insanların topluma zarar verdiğini başarılı şekilde gösteriyor.
İskender Pala'nın güçlü kalemi, tarih bilgisi ve akıcı anlatımı sayesinde 376 sayfalık bu eser kendini hiç sıkmadan okutuyor. Tarihî roman, polisiye ve gizem seven herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
Kitaptan aklımda kalan en güçlü cümlelerden biri ise şuydu:
"Halktan birisi cahilce sözler edebilirdi ama bir din adamının cehaleti memlekete ziyan sayılırdı."
Kitabı bitirdiğimde geriye sadece bir tarihî macera değil, insanın korkularına, inançlarına ve hakikati arayışına dair derin bir sorgulama kaldı.
Puanım: 9/10