Bazı insanlar kalabalığın içinde kaybolur,
bazıları ise insanlardan uzaklaştıkça kendini bulmaya çalışır.
Yalnız Gezenin Düşleri tam olarak böyle bir ruh hâlinin kitabı.
Rousseau bu kitapta bize büyük olaylar anlatmıyor.
Bir insanın kırgınlığını, yalnızlığını ve iç sesiyle baş başa kalışını anlatıyor.
Doğaya kaçıyor, insanlardan uzaklaşıyor, sessizlikte huzur arıyor.
Ama kitap ilerledikçe şunu hissediyorsunuz:
İnsan bazen herkesten uzaklaşsa bile kendinden kaçamıyor.
Kitabın en etkileyici tarafı samimiyeti.
Kendini güçlü göstermeye çalışmıyor.
Kırılıyor, düşünüyor, susuyor, içine kapanıyor.
Ve bir noktadan sonra kitap şunu düşündürüyor:
Belki de insanın en uzun yürüyüşü, kendi içine yaptığı yürüyüştür.
Başımıza gelen herhangi bir belada, etkisinden çok niyete bakarız. Damdan düşen bir kiremit bizi çok daha ağır yaralar ama kötü bir elin attığı taş gibi üzmez; taş hedefe değmeyebilir, ama niyet yapacağını yapar.