Emily Brontë

Emily Brontë

Yazar
8.4/10
2.999 Kişi
·
9.595
Okunma
·
495
Beğeni
·
12689
Gösterim
Adı:
Emily Brontë
Tam adı:
Emily Jane Brontë
Unvan:
Yazar, Şair, Mürebbiye
Doğum:
Thornton, Yorkshire, İngiltere, 30 Temmuz 1818
Ölüm:
Haworth, Yorkshire, İngiltere, 19 Aralık 1848
Emily Jane Brontë (30 Temmuz 1818 - 19 Aralık 1848), İngiliz roman yazarı ve şair. Kaleme almış olduğu tek roman, Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) bugün İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak anılmaktadır.
Emily Bronte 1818 yılında Thornton, Yorkshire'da doğdu. 6 çocuğun beşincisi olan Emily, Charlotte Brontë'nin küçük kız kardeşi idi. 1820'de aile Haworth'a taşındı. Çocukluk yıllarında, annelerinin ölümünün ardından, üç kız kardeş (Charlotte, Emily ve Anne) ve erkek kardeşleri Branwell Brontë hayalî yerler düşlemişlerdir ki bunların isimlerine hikâyelerinde rastlanmaktadır. Emily'nin o dönemde kaleme aldığı çalışmalarından çok azı bugüne ulaşabilmiştir. Emily 1838'de Halifax yakınlarındaki Mis Patchett'in Kızlar Akademisinde (Miss Patchett's Ladies Academy) çalıştı. Daha sonra kardeşi Charlotte ile birlikte Brüksel'deki özel bir okula devam etmiştir.
Emily'nin şiirdeki yeteneğinin ailesi tarafından keşfedilmesiyle, kız kardeşleri Charlotte ve Anne ile birlikte, 1846'da ortak bir şiir kitabı yayımlamışlardır. Eseri, dönemin kadın yazarlara karşı önyargılı tavrından sıyrılabilmek amacıyla, hem erkek hem de kadın ismi olarak kullanılan mahlaslarla basmışlardır. Kullandıkları mahlaslar gerçek isimlerinin baş harfleriyle aynı baş harfe sahipti: Charlotte için Currer Bell, Emily icin Ellis Bell ve Anne için Acton Bell.
1847'de tek romanı olan Uğultulu Tepeler'i yayımlamıştır ki bu roman üç ciltlik bir setin ilk iki cildini oluşturmaktaydı. Son cilt kız kardeşi Anne tarafından yazılan Agnes Grey isimli romandır. Romanın yenilikçi yapısı eleştirmenleri bir anlamda şaşırtmıştır. Her ne kadar ilk çıktığında hem iyi hem de kötü yorumlar alsa da, roman zamanla bir İngiliz edebiyatı klasiği haline gelmiştir. 1850'de Charlotte romanı yayına hazırlayıp, düzenlemiş ve Emily'nin gerçek ismiyle, tek başına bir eser olarak Uğultulu Tepeler ismiyle yayımlamıştır.
Kız kardeşleri gibi Emily'nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir. Erkek kardeşinin Eylül'deki cenazesi sırasında soğuk algınlığı kapmış, ve her türlü tıbbî müdahaleyi reddettikten sonra 19 Aralık 1848'de tüberküloz sebebiyle vefat etmiştir. Haworth, West Yorkshire ("Batı Yorkshire"), İngiltere'de defnedilmiştir.
Ama saat ona kadar uyumanız hiç doğru değil. Sabahın en güzel saatlerini kaçırmış oluyorsunuz. Bir insan, günlük işlerinin yarısını saat ona kadar bitirememişse, öbür yarısını ertesi güne bırakmak zorunda kalabilir.
"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir."
“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”
Ona olan aşkımı 'asla sözcüklere dökememiştim,' ama eğer bakışlarında bir dili varsa, dünyanın en aptal insanı bile onun için deli divane olduğumu anlayabilirdi.
''... o kendisini ne kadar sevdiğimi hiç bilmeyecek; hem onu yakışıklı filan diye sevmiyorum, Nelly; benden daha çok bana benziyor da, onun için seviyorum. Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizinki de aynı. Linton'ınki ise, ay ışığının şimşekten, buzun ateşten ayrı olduğu kadar bizimkinden ayrı.''
"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz.''
408 syf.
''Uğultulu tepeler'' bu isme hayran kaldım doğrusu. Elbette her isim kitabı yansıtan ibarelere sahiptir. Fakat bu isim kitaba adeta ruh olmuş.

Çok erken kaybedilen yazarlardan biri Emily Bronte. Açıkçası üzüldüm erken vefatına (R.I.P).

Aslında bu kitaba başlama hikayem biraz üşengeçlikten kaynaklanıyor. Bu kitabın kitaplığımda olduğundan bile haberim yokken sırf üst raflara uzanmaya üşendiğim için elim bu kitaba gitti. Ne kadar seçici bir okuma gönüllüsü olduğumu siz tahayyül edin:)

Hani vardır ya, bazen bir şeyler okumak istersiniz ama ne istediğinizi bilmezsiniz. Benimki de o anlardan biriydi. Açıp birkaç sayfa okur sonra bırakırım gibi düşünmüştüm. Fakat kitaba tam kıvamında eklenmiş gizem ve akıcı anlatımı ile kitap yakalayıverdi beni.

Spoiler veririm diye korkuyorum ama birkaç şey söyleyeyim konusuyla ilgili. Bu kitabın karakterleri öyle alışılmış iyi, sempatik aşıklar gibi değil. En azından ben öyle olduklarını düşünmüyorum. Sanki bir şeytanlık dolaşıp duruyor yüreklerinde insanların. Özellikle baş kahramanlarımızın.

Sanırım tadı dimağımda yer eden kitaplardan biri oldu. Okumak isteyenlere keyifli bir okuma yolculuğu diliyorum.
392 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı bitirir bitirmez bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yahu ben ne okudum böyle vay be! dedirten cinstendi. Unutulmaz kitaplar arasına girdi benim için. Tartışmasız okuduğum en iyi klasiklerdendi. Kitapta ana tema olarak mükemmel bir nefret, intikam olgusu işlenmiş. Ve bana göre bu bütün duyguların önüne geçmişti. Okurken atalarımızın "Acıma yetime, döner koyar g..." atasözü aklıma geldi sık sık.
---Spoiler---
Küçükken aileye evlatlık olarak alınan Heathcliff ile, ailenin küçük kızı Cathy arasındaki arkadaşlığın zamanla aşka dönüşmesini ve sonra Heathcliff'in hırsını, kötülüğünü, nefretini ve bolca hastalıklı düşüncelerini okuyorsunuz. Aslında kitapta ki bütün karakterler itici ve bir o kadar da bencildiler. Buna karşın hikaye de bir o kadar akıcı ve etkileyici idi.
İki Şehrin Hikayesi nasıl o zaman ki Fransa'yı mükemmel bir sekilde aktarıyorsa, Uğultulu Tepeler de bir o kadar güzel İngiltere'yi anlatıyordu.
Ah, Heathcliff kitabın sonuna kadar başına cok kötü olayların gelmesini, bir an için hırsının bitmesini ve yerini pişmanlıklarının almasını bekledim ancak ölürken bile mutlu oluşun beni hayalkırıklıgına ugrattı. Iki aileyi birden mahvettiğin halde ölürken biraz olsun acı çekmeni isterdim ancak sevgili yazarımız sana böyle bir son vermemiş ne yapalım :). Son olarak kitapta ki en sevdiğim karaktere değinmeden geçemeyeceğim. Edgar Linton, Bence kitaptaki en iyi kalpli, naif, çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Catherine ile olan baba kız ilişkisini gıpta ederek okudum.
500 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle, Emily Bronte'in ne yazık ki yazdığı tek kitap olan ve muhteşem ötesi diye tanımlanabilecek bu kitabı okurken çok üzüldüğümü bildirmek isterim. Hayır kitabın içinde yazılanlara üzülmedim. Ben, Yazarın bu ilk kitabını yazdıktan bir yıl sonra ölümü nedeniyle, Dünya Edebiyatının ve dolayısıyla da kitap severlerin neler kaybetmiş olduğunu düşünerek üzüldüm. İlk kitabı olarak böylesine muhteşem eser yazan genç bir yazar, eğer daha uzun süre yaşamış olsaydı kimbilir neler yapardı, bizlere okunacak kaç tane daha muhteşem eser bırakırdı diye düşünerek üzüldüm.

Bugüne kadar okuduğum, kısa veya uzun yazılmış, sayısız dünya klasikleri içinde, bu kitap kadar akıcı, bu kitap kadar sürükleyici ve aynı zamanda da kapsamlı olanına rastlamadım.

Kitapta yazar, bir anlık acıma duygusunun yol açtığı olayları anlatırken, başta hastalık derecesindeki aşırı sevgi olmak üzere, aşk, nefret, iyilik, kötülük, dostluk, düşmanlık, sadakat, korku, intikam, hata , pişmanlık, zayıflık, güçlülük, .. vs. gibi temaları muhteşem bir şekilde işliyor. Bütün bu duyguları içeren hikayeyi müthiş bir şekilde kurgulayıp elinizden bitirmeden bırakamayacağınız bir sürükleyicilikle bize yansıtıyor. Olayların anlatımında, özellikle bütün karakterleri tanıyan ve olayların tamamının içinde olan bir kişinin kullanılmasının da, bu sürükleyicilikte ve kitabın daha kolay okunmasında, büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

Kısaca, büyük bir yetenek sahibi usta bir yazarın kaleminden çıkmış bu muhteşem eserin, mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Böyle bir eseri hatırlatarak, okumama vesile olan 1K' da ki kitapsever dostlarıma da ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.

Son cümle olarak, keşke yazar daha uzun yaşasaydı ve bize okuyacağımız daha çok eserler bırakabilseydi diye de çok üzüldüğümü tekrar bildirmek istiyorum.
500 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitabı okuyacak olanlara uyarımdır!

Ölümsüz bir aşkın, olağanüstü tatlılıktaki bir sevginin, sarsıntılı bir sadakatin, insanı ölüme terk eden bir ihanetin, uzun süre planlanacak olan bir intikamın gölgesini sayfayı her çevirişinizde ürpere ürpere hissedeceksiniz.
480 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Thrushcross Çiftliğine kiracı olmaya hazır mısınız? Emily Brontë'nin yazdığı ilk ve son romanı. Henüz 30 yaşındayken tüberkiloz nedeniyle hayatını kaybetmiş İngiliz yazar. İlk romanı bu kadar etkileyiciyse daha sonra yazacaklarını düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor açıkçası.

Her şey Bay Lockwood'un kırsalda inzivaya çekilmek için bir çiftlik kiralamasıyla başlıyor. Diyorsunuz ki işte bu adamın neden inzivaya çekildiğini, iç dünyasını falan okuyacağız belki oralarda bir köylü kızına aşık olur falan bildiğimiz hikayeler. Daha kitabın başından bizi şaşırtmaya başlıyor yazarımız. Bay Lockwood kiraladığı çifliğin sahibi hakkında kahya kadına sorular sorunca olayımızda başlamış oluyor. Çocukluk yıllarından başlayan bir aşk, dostluk aynı zamanda hor görme ve küçük düşürme, hayalkırıklığı, mutsuzluklar, tatminsizlik... Karakterler olabildiğince renkli gördüğünüz gibi. Sürekli bir huzursuzluk hali. Diyorsunuz ki aslında ufacık bir davranış farklı olsaydı neler olabilirdi? Uğultulu Tepeler aslında bir ömür boyu süren kocaman bir kelebek etkisi. Küçük bir söz, bir tersbakış nelere kadir.Tersi şekilde dargın birine uzatılan bir kitap ne de güzel sonuçlar doğurur.

Uğultulu tepeler 1800'lü yılların başlarında İngiltere kırsalında geçen insanların; bencil, sevecen, kindar, fedakar, kıskanç, plancı, duygusal, öfkeli ve kederli hikayelerini bize soluksuz anlatıyor. Okumaya başlayacaksanız Thrushcross Çiftliğine hoşgeldiniz! Ev sahibinizle iyi geçinmeye bakın ve hastalanırsanız eğer Nelly'den örgülerini alıp gelmesini ve en iyi bildiği hikayeyi anlatmasını isteyin.
Keyifli okumalar...
500 syf.
·Puan vermedi
Dünya edebiyatı eserleri içinde en sevdiğim ve bendeki yeri en ayrı olan kitaptır. 6 yıl önce okumuştum. Depremden önce. Ve bende bıraktığı izlenimi size aktarmam gerçekten zor. Sadece bi aşk kitabı denemez asla. O nefret ve aşk ile dizayn edilmiş bir şaheser benim gözümde. Mükemmel bir dünyaya adım atıyorsunuz kitaba başladığınızda her kitap bir dünyaysa bu kitap bin dünya. Sözün özü, şiddetle tavsiye ederiim. Okuyun, okutturun.
408 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Emily Bronte “Uğultulu Tepeler”. İpucu vermeden, açık etmeden nasıl fikrimi beyan ederim diye düşündüm, düşündüm düşünmesine de, fikrimi sakınarak bahsetmek istediğim bir kitap değil bu, bilakis kalemimi özgürce oynatmak istiyorum. Yani tercihe göre yazdıklarımı buradan sonra, okur ya da okumazsınız.. Bronte’nin 1840’lı yıllarda yazdığı Victoria dönemi eserinin, arka kapakta “orta sınıfın yükselişini de simgeleyen ve gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı” olduğuna değinilir. Bu kısmı, aşktan ne anladığınıza göre, değişir. Tabi yükselişten de..
İki komşu çiftlik, her iki çiftlikte bir kız bir erkek/ bir kız bir erkek ikişer kardeş, onlara ek evlatlık alınan Heathcliff karakteri, kitabın ilk yarısının ana kadrosunu oluşturuyor. Aynı evde büyüyen evlatlık ve Catherine, birbirine düşkün iki çocuktan gençliğe geçtiklerinde, kadın başkarakter, tercihini sevdiği adamdan değil, yan çiftliğin oğlundan yana kullanır, bunda da herhangi bir baskı yoktur. Kendine çok daha yakışan bir eşleşme olduğu kanısındadır, hem kültürel hem maddi. İkilinin asabi, kötücül karakterleri kitaba satır satır kasvet olarak akar. Heathcliff intikam duygusuyla “sevdiği kadından değil, kocasından” onun görümcesi isabella’i kandırıp evlenir. Maksat sadece işkence etmektir, ki bunu gerçekleştirirde. Onun eşine davranış şekli, ondan bahsederken kullandığı kelimeler vs okurken çok sabrımı zorladı. İki çiftlik arasındaki coğrafyada geçen eser, zaten yer olarak tamamiyle izoledir, emektar hizmetçinin başka bir hizmetçiyle karşılaşmasını aktardığı kısa kasaba sahneleri dışında, karakterleri hiçbir zaman kalabalıklar içinde görmeyiz. Bu bağlamda orta sınıfın yükselişini temsil etmesini de anlamlandırmakta güçlük çektim, zira balolar, partiler, sosyalleşme amaçlı konuk ağırlamalar, keza giyim kuşam vs diye giden bir sınıf atlama listesi, veri olarak yok elimizde, konu edilen paranın el değiştirmesiyle sınırlıysa onu bilemeyeceğim. Hemen hemen tüm hikaye, hizmetli Nelly ağzından aktarılır, ikili üçlü diyalogların akışa katkısı yok denecek kadar azdır. Bu özellik de okur ve eser arasında soğuk bir alan yaratır. Karakterler birebir iletişim halinden uzak olunca, az ya da hiç olmayan içses yoksunluğu, kasvet duygusunu perçinler. İklim koşulları dahi buna uygundur. İsmiyle müsemma “Uğultulu Tepeler”.
Şiirsel aşk, büyük aşk, gelmiş geçmiş en büyük aşk, öyle mi gerçekten?. Tema okuyucuya, aşk diye kodlansa da, bana göre ölüm. Neredeyse tüm karakterler kelebek gibi, herhangi bir sebep dahi gösterilmeksizin ölüyorlar. Yo hayır bi salgın hastalık da söz konusu değil, muhtemelen buna sebep keder. Şayet kederden ölünüyorsa, bu kitapta bolca var. İkinci yarıda ise karşımızda kuzenler var, ilk yarıda karakter kadrosunu oluşturan liste, erken ölümlerin haricinde devam eder. Doğan çocuklar büyür ve ilk kalıp yinelenir. Yine iki çiftlik yine yine yine, bu tekrarlanan kalıptan, hatta yine şımarık, huysuz, asabi vs diye giden karakter özelliklerinden de hoşlandığım söylenemez. Çağdaş bir eser olsa, kuzenler arası bu denli aşklaşmaya dokunmasını, eyvahlar olsun, ensest ilişkiden aşk mı olur derdik, lakin dönemin koşullarıyla değerlendirip diyemiyoruz. Bir de Heathcliff’in sevgilisinin mezarını açması vs var ki; ona da nekrofil demek mümkün olmuyor. Sonuç itibariyle sempati duyup, sevebileceğiniz, evet aşk dediğin böyle olmalı diyebileceğiniz bir eser olur mu? Benim için olmadı. Çok daha esaslı bir sorum var, hem kendime, hem size. Şayet yazar, kadınların koşullar gereği hiç eser veremediği o dönemde yazmış olmasaydı, hayatı da neredeyse kitap gibi izole ve bilinmezler içinde karanlıkta kalmasaydı, eserin basılmasının hemen ardından ölmeseydi (evet ardışık sorular).. Bu kitap bir klasik olur muydu? Bu niteleyene göre değişen hikaye “gelmiş geçmiş en büyük aşk” olur muydu?
Saygılarımla..

Yazarın biyografisi

Adı:
Emily Brontë
Tam adı:
Emily Jane Brontë
Unvan:
Yazar, Şair, Mürebbiye
Doğum:
Thornton, Yorkshire, İngiltere, 30 Temmuz 1818
Ölüm:
Haworth, Yorkshire, İngiltere, 19 Aralık 1848
Emily Jane Brontë (30 Temmuz 1818 - 19 Aralık 1848), İngiliz roman yazarı ve şair. Kaleme almış olduğu tek roman, Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) bugün İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak anılmaktadır.
Emily Bronte 1818 yılında Thornton, Yorkshire'da doğdu. 6 çocuğun beşincisi olan Emily, Charlotte Brontë'nin küçük kız kardeşi idi. 1820'de aile Haworth'a taşındı. Çocukluk yıllarında, annelerinin ölümünün ardından, üç kız kardeş (Charlotte, Emily ve Anne) ve erkek kardeşleri Branwell Brontë hayalî yerler düşlemişlerdir ki bunların isimlerine hikâyelerinde rastlanmaktadır. Emily'nin o dönemde kaleme aldığı çalışmalarından çok azı bugüne ulaşabilmiştir. Emily 1838'de Halifax yakınlarındaki Mis Patchett'in Kızlar Akademisinde (Miss Patchett's Ladies Academy) çalıştı. Daha sonra kardeşi Charlotte ile birlikte Brüksel'deki özel bir okula devam etmiştir.
Emily'nin şiirdeki yeteneğinin ailesi tarafından keşfedilmesiyle, kız kardeşleri Charlotte ve Anne ile birlikte, 1846'da ortak bir şiir kitabı yayımlamışlardır. Eseri, dönemin kadın yazarlara karşı önyargılı tavrından sıyrılabilmek amacıyla, hem erkek hem de kadın ismi olarak kullanılan mahlaslarla basmışlardır. Kullandıkları mahlaslar gerçek isimlerinin baş harfleriyle aynı baş harfe sahipti: Charlotte için Currer Bell, Emily icin Ellis Bell ve Anne için Acton Bell.
1847'de tek romanı olan Uğultulu Tepeler'i yayımlamıştır ki bu roman üç ciltlik bir setin ilk iki cildini oluşturmaktaydı. Son cilt kız kardeşi Anne tarafından yazılan Agnes Grey isimli romandır. Romanın yenilikçi yapısı eleştirmenleri bir anlamda şaşırtmıştır. Her ne kadar ilk çıktığında hem iyi hem de kötü yorumlar alsa da, roman zamanla bir İngiliz edebiyatı klasiği haline gelmiştir. 1850'de Charlotte romanı yayına hazırlayıp, düzenlemiş ve Emily'nin gerçek ismiyle, tek başına bir eser olarak Uğultulu Tepeler ismiyle yayımlamıştır.
Kız kardeşleri gibi Emily'nin sağlığı da evde ve okuldaki zor şartlar sebebiyle zayıflamış, kötüleşmiştir. Erkek kardeşinin Eylül'deki cenazesi sırasında soğuk algınlığı kapmış, ve her türlü tıbbî müdahaleyi reddettikten sonra 19 Aralık 1848'de tüberküloz sebebiyle vefat etmiştir. Haworth, West Yorkshire ("Batı Yorkshire"), İngiltere'de defnedilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 495 okur beğendi.
  • 9.595 okur okudu.
  • 503 okur okuyor.
  • 4.566 okur okuyacak.
  • 273 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları