Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar.
Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer.
Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı kız ayağına para bulup sonrasında tramvay parası olmadan meteliksiz gezer. O sıralarda yine de birkaç başarısız denemeden sonra liyakatten ziyade itaatkâr ve dönek olduğu için makamı meşgul eden Maliye Nazırı'nın kızına hoca olur.
Hidayet isimli Abdülhamit'e düşman görünüp konağında sürekli ona sövenleri ağırlayan bir adamla dostluk kurar ve Adnan da tam olarak böyle bir tiptir. Hidayet Abdülhamit'ten mahlul denilen mirasçısı kalmamış insanlardan kalan yerleri alarak iyi para kazanan biridir. İnsanların ekserisi gündüz Abdülhamidçi gece inkılâpçıdır, çoğu bir akşam yemeğine, şatafatlı salonlara icabet ettiğinde kendini mühim bir adam sanır ve bazıları adeta yalnızca bunun için yaşar. Yine Hidayet'in tertip ettiği bu tip bir yemeği katılan sümsük Adnan, kendinden beklemeyen bir tavırla Türk atak geçirerek filmden de bildiğimiz meşhur "Ereğli'de kömür Fransız, Haydarpaşa da demir Alman, yalnız Yemen'de dökülen kan Türk. Üstünde ölüp altında gömülecek kadar toprak." sözlerini söyleyerek eser içerisinde beni de şaşırtır.
Maliye nazırının kızının adı Süheyla'dır. Adnan başta onu cahilin biri sanırken kızın Fransızca bilen ve edebiyata hakim bir entelektüel olduğunu fark eder ve kıza saygısı artar. Bir süre sonra Süheylaya aşık olur ve ona evlilik teklif etmeye karar verir ancak kendini Nazır'a denk bir damat adayı olarak görmemekte ve aşağılık kompleksine kapılmaktadır. Adnana bir öğretmenlik daha ayarlarlar ve bu sefer de Belkıs isimli evli öğrencisinden hoşlanır ve Süheyla'dan soğur.
Belkısın kocası Miralay Hüsrevle arkadaş olurlar, Miralay kumarbaz ve dağınık bir adamdır. Karısını da hiç sevmez, aksi gibi Belkıs da elde edemeyen kadın tutkusuyla kocasını sevmektedir. Adnan da kendi kendine kadının sevilmediği için kocasından ayrıldığı ve kendisiyle evlendiği senaryolar hayal eder durur. Bu arada Süheyla'nın babası da günden güne kendini odasına kapatıp ağlamaktan gözleri kızaran kızının Adnan'ı sevdiğini anlar ve Adnan'ı araştırmaya başlatır. Adnan'ı bir gün bir köşeye çeker ve onunla oradan buradan sohbet etmeye başlar. Burada maliye nazırı olduğu gün devletin kasasında 17 lira olduğunu ve padişahın Reji İdaresi'nden 500 lira borç istediğini aktarır ve gözleri dolar. Sonrasında ise Adnan'ın soruşturmalarından annesindeki veremin kendinde de başladığını öğrenir.
Adnan bir gün anlık bir şehvetle Süheyla'yı öper ve onu istediğini söyler ancak kalbi çoktan kırılmış olan Süheyla sinir krizi geçirir ve bütün konak ayağa kalkar, böylece Adnan buraya artık giremeyecektir. Sonrasında Süheyla'yı istetir ancak Süheyla istemez, zaten eser boyu ne istediğini bilmeyen bir görüntü çizen Adnan kızın kendini beğenmemesine de sevinir. Bu kısımlarda Theodor Herlz'den ve onun İsrail kurmak için Abdülhamit'ten toprak satın almaya çalışmasından bahsedilebilir.
Daha sonra bir borç meselesiyle dostluğunun başladığı Kadri isimli arkadaşının karısı Zehra ile yasak bir ilişki yaşamaya başlar. Adam bir süre sonra kanser olur ve ölürse karısına sahip çıkmasını vasiyet eder ancak Adnan kadına bakacak maddi durumu olmadığından dolayı kadını o günden sonra aramaz. Aralarındaki ilişkiye de kendince birçok kulp takar.
Senih Efendi isimli yaşlı tapu müdürünün Macide adında genç ve ateşli bir karısı ve Melahat adında bir kızı vardır. Kadın kocasını hiç sevmemektedir. Senih Efendi de kızını Adnan'a vermeyi kararlaştırır ancak Adnan onu da istemeyince Sait Efendi isimli bir memura verir ancak kızın lezbiyen olduğu ortaya çıkar ve bir kadının evine kaçar. Cön türk Süleyman isimli ağzı cıvık bir adamla düşüp kalkan macidenin fuhuşu da Senih Efendi hariç herkesin malumu olur. En sonunda Macide'yi de başkasıyla aldatan Süleyman basılıp polisten dayak yer ve hapse girer. Orada cebinden yasaklı bir gazeteyle beraber Macide tarafından yazılmış ve imzalanmış mektuplar çıkar. Yazarının kim olduğunun tespit edilmesi gerekince Senih Efendi zaptiye nazırının huzuruna çağrılır ve mektup kendisine okutulunca felç geçirip yere yuvarlanır. Eve geçmiş olsuna uğrayan Adnan, adam felç geçirdikten sonra tapudan kata kulliyle aldığı malların asıl varislerinin açtığı davalara bakma bahanesiyle Macideyle yatıp kalkmaya başlar. Macide Adnan'dan hamile kalır ve doğurmaya çok isteklidir ancak çocuk piç olacağı ve Süleyman'ın başına bir ton mesele geldiği için Adnan Macide'yi döverek bir Yahudinin sattığı çocuk düşüren fitillerle çocuğu düşürttüğünü sanar ancak Macide onu oyuna getirmiştir.
Sonra Sakallı Vasfi denen, milletten aldığı borçla yaşayan ve son günlerde onu da bulamamaya başlayan bir adam Adnan'ı curnal eder ve Adnan'ın kitabı yakalanır. Annesinin çabasıyla serbest bırakılır. Curnal ede ede bürokraside yükselen Vasfi sonra rüşvetten curnal edilir ve işinden olur ama zaten yeterince irtikap etmiştir.
Macide Adnan'ın çocuğunu doğurur ve kendine yakın bir Ermeni aileye verir ve o yükten kurtulur. Sonrasında evde fahişeliğe başlar. Adnan artık İttihat ve Terakki için çalışmaya başlamıştır, yakalanıp hapse düşer, annesi veremden ölür. Fahişelikten yıllar geçtikçe yıpranan Macide de sonunda verem olur.
İhtilal olur ve güya hürriyet gelir. Mavide tam öldüğü gece de orospu olduğu için evi taşlanır. Bunu çakma cahil ihtilalci Sakallı Vasfi yaptırır. Dolayısıyla sürgünden dönen Adnan adamın bir anda ihtilalci olup çok önemli görevler almasına şaşırır ama onun gibi daha niceleri vardır.
Belkısın babası doğal olarak ihtilalciler tarafından tasfiye edilir, Adnan da tam aksine zenginleşmeye başlar. Adnan'ın Belkıs'a ders verdiği yalı hacze uğrasa da ailenin bitmeyen serveti her şeyi kurtarmakta, Adnan ne kadar zenginleşse de onlar kadar zengin olamamaktadır. Belkıs da şiddet nedeniyle kocasından ayrılmıştır. Bir gün Adnan'a bir tanıdık gelip Belkıs'ın annesinin kızı Adnan'a vermek istediğini ancak kızın kibri kırılmasın diye Adnan'ın yalvararak istemesi gerektiğini söyler. Adnan'da hem kazanmasından gelen bir istek azalması benim de büyük bir sevinç aynı anda zuhur eder. Evlenirler ancak bir türlü tam manasıyla karı koca olamazlar. Bunda Adnan'ın sefil mazisini Belkıs'ın bilmesi de etkili olur. Adnan kadının yanında çok avam kalmaktadır.
Artık adnan'da hem para hem de devlet içindeki itibar inanılmaz sınırlara ulaşır. Resmi bir sıfatı yoktur ancak neredeyse padişah bile özel konularda ona danışmaktadır. Adnan bu sefer de kendi gibi ihtilal sonrası zenginleşen Yahudi arkadaşı Moiz'in karısı Raşel'e tutku dolu hisler duyar. Nihayet kadının cemiyette saygı görme, balolara çağrılma arzusu sayesinde birlikte olurlar ve Raşel aslında hiç hoşlanmadığı Adnan'a tekrarı için söz verir. Ayrıca Moiz zaten siyasi ve maddi rant elde etmek için karısını önüne gelene peşkeş çekmektedir. Kadın kendini davetlere daha sık çağırtabilecek bir sefaret katibi yakalar ve Adnan'ı bırakır.
Bu arada Adnan da adeta Hidayet'e evrilir. Birinci Dünya savaşı başlar, evinde verdiği davetlerde İttihat ve Terakkiye muhaliflik yapmaya, atıp tutmaya başlar. 1. Dünya Savaşı gelmiş çatmış ve Osmanlı aleyhine devam etmektedir ancak tabi ki bizimkilerin derdi balolar ve gezilerdir. Savaş sonunda mütareke olduğunda bizimkilerin konağı da alt üst olur, öyle ki savaşın bittiğine sevinemezler. Bu kısımda durumu öyle güzel anlatır ki insanın millî duyguları kabarır. Halk belirsizlik ve ümitsizlik içerisindedir. Vatan elimizden kaymış, yazarın tabiriyle bir mezarlık, bir kunduralık yer kalmamıştır. İstanbul'da Rum nüfusundan çok Venilezos posteri vardır, tek pencereli rum dükkanında 4 tane poster vardır. Vahdettin o kadar alçalmıştır ki başını kaldırsa Venizelos'un tabanını öpecek seviyededir. Mütareke Rum Türk'ten öcünü alacak demektir çünkü Rumlar mazlumdur. Ticarette önlerine hiçbir şey çıkmadan büyüyen, evlatları bizimkilerden iyi beslenen, semiren Rum mağdurdur.
Artık İngiliz hakimiyeti başlamıştır ve her şeyini kaybeden Adnan daha önce evinde hizmetkâr olan Belkıs'ın kuzeni Ateşenaval Naşit'in evine sığınır. Naşit İngilizlerle iş birliği yapmakta Vahdettin'den geri kalmamaktadır. İktidarını ve varlığını kaybeden kocasından iyice tiksinen Belkıs bir davette yıkılmış Çarlıktan morfin bağımlısı ve karısını önceki hafta parayla satmış olduğu için bekâr olan bir prense aşık olur ve ona varmaya karar verir ve Adnan zor çıkarmadan ondan boşanır. Bu sıralarda Mustafa Kemal de Samsun'a çıkmıştır. Prens morfin parası bulamadıkça belkısı dövmeye başlar ve kendisine çalışmasını söyler. Belkıs jet sosyetedendir ve bu onuruna dokunur. Kimsenin onu tanımadığı bir yerde çalışmak üzere Amerika'ya gider ve üç ay sonra çorap paketleme işi yaptığı ve hava gazıyla intihar ettiği haberi duyulur. Bu sıralarda eski bir tanıdığı olan ancak çok da yakın olmadığı Prens Hasan ortada kalıp üçüncü sınıf otellerde kalan Adnan'ı evinde kalmak üzere davet eder.
Evde Adnan'ın bir türlü göremediği bir kadın da vardır. Adnan gâh Talat Paşa'nın Berlin'den dönmesini bekler gâh Ankara'dan Kemal Paşa'nın davetini bekler. Çok umutsuz ve mutsuzdur. Demesine göre o evvelden beri kahraman olarak Mustafa Kemal'i işaret etmektedir ve ondan bahsederken gözleri yaşarmaktadır. Adnan'a beklediği davet bir türlü gelmez ve davet gelmedikçe Prens Hasan'ın Adnan'a olan tavrı gittikçe lâkaytlaşır ancak hanede asıl zenginlik sahibi Prenses'tir ve onun Adnan'a olan saygısı da Adnan'ın da anlamadığı bir şekilde hiç azalmamaktadır.
Nihayet bir gün gazetelerde İnönü'nün Garp Cephesi'ndeki zaferimizi ilan eden telgrafı yayınlanır ancak beklediği davet gelmeyen Adnan Ankara'ya garezlenmiştir artık. Onları ince ince iğneleyen bir gazete çıkarmayı kafaya koyar.
Bir anda zatürre olur ve o evde bir türlü göremediği kadını baş ucunda bulur, bu kesin Maliye Nazırı'nın kızı Süheyla'dır. Adnan'la Süheyla evlenirler. Adnan'ın Süheyla'ya ders verdiği eski konağa taşınıp Süheyla'nın parasıyla yaşamaya başlarlar ancak Adnan yine hem para kazanamaz hem kadın parası yemeye içerler. Bir yandan da öksürüğü ve ismi belli olmayan ciğer rahatsızlığı ilerlemektedir. Eski mesleği olan avukatlığa döner ancak işleri iyi gitmez ve gururundan karısının da parasını yemediği için karısı ofisinin masraflarını el altından öder. Sonunda eskiden uşağı da olan bir gencin idam edilmesi isteğiyle yalancı şahitler kullanacağı bir dava alır ve masraflarını karısının ödediğini de öğrenir. Süheyla bir erkek çocuk doğurur ve adını Salim koyarlar. Hastalığı ilerleyen Adnan kısa süre sonra ölür ve Mason Locası taziye yayınladı diye mahalle imamı cenazeyi kaldırmak istemez ancak elli lirayı alınca cenazede neredeyse Adnan'ı hacı ilan eder. Çoğu zaman olduğu gibi Adnan'ın da arkasından yapmadığı kabahatler yapmış gibi anlatılır. Süheyla yaşadıkları konağı satıp başka bir yere yerleşir ve eser son bulur.