Bu kitap bir hikaye gibi ilerlemiyor daha çok varoluşun cilasız yüzüne tutulmuş sabit bir ışık gibi. Alışılmış rollerin gürültülü anlamların ve insanın kendine giydirdiği rahat maskelerin birer birer söküldüğü yerde, geriye kalan şey saf ve rahatsız edici bir açıklıktır kelimesiz bir "yabancılık" hissi.
Kaçışın mümkün görünmediği dar eşikte insan kendi varlığının ağırlığını ilk kez bu kadar çıplak duyar. “Bulantı” tam da burada başlar; anlamın ötesinde anlam arayışının bile çözülmeye yüz tuttuğu suskun karşılaşmada.