Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 14 Haziran 2026 08:38 Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanı, ilk bakışta Selim ile Leyla’nın aşk hikayesi ekseninde şekilleniyor gibi görünse de, aslında arka planda 1960’lar Türkiyesi’nin o karanlık ve sancılı dönemini merkezine alıyor. Roman, dönemin aydınlarıyla birlikte tutuklanan Selim’in, gerekçesiz ve hükümsüz şekilde uzayıp giden tutukluluk sürecine odaklanıyor. Bu zorlu süreçte, Selim ve eşi arasındaki kısa mektuplaşmalarına da şahit oluyoruz.
Kitapta, ülkenin aydınlarını susturma ve sindirme çabaları ile o dönemin baskıcı siyasi atmosferi işlenmiş. Eser, adı sebebiyle ilk etapta klasik bir aşk romanı beklentisi yaratsa da, bence buradaki asıl bekleyiş dışarıdaki eşin değil, parmaklıklar ardındaki özgürlük umudunun ta kendisi. Yazar, aşk hikayesiyle açtığı perdeyi siyasi bir dönemin anatomisiyle genişletiyor ve kitabın sonunda tekrar aşk temasına dönerek çemberi tamamlıyor.
Dönemin içsel sancılarına, yönetim biçimine ve askeri sisteme yönelik ciddi eleştiriler barındıran kitapta, ne yazık ki bazı kısımların biraz havada kaldığını hissettim. Roman; ne tam anlamıyla bir aşk hikayesi olabiliyor ne de siyasi derinliği tam manasıyla verebiliyor. Bu kararsızlık yüzünden iki temanın da biraz yüzeysel kaldığı duygusuna kapıldım. Elbette o karanlık dönemde insanların yaşadıkları acılar, uğradıkları haksızlıklar ve bireysel benlik mücadeleleri okuyucuya yoğun bir kederle aktarılıyor. Ancak genel olay örgüsüne ve hacmine bakıldığında, bu eseri bir romandan ziyade geniş bir öykü sınıfına sokmam çok daha doğru olacaktır.
Tüm bu eleştirilerime rağmen etkileyici ve okunmaya değer bir eser. Üstelik sadece geçmişi değil, günümüz Türkiyesini ve yaşadığımız dönemi de yansıtıyor. Ben aslında Livaneli’nin, güncel ülke gündemini "tarih tekerrürden ibarettir" felsefesiyle ele alıp, bugüne ayna tutmak içinyazdığına düşünüyorum. Yazarın her zamanki akıcı, temiz ve yalın üslubu, bu kitabı bir solukta okutmayı başarıyor.
Okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim.