·464 syf.····Okunma: 31 Mayıs 2026 22:25 Eskilere daldım ya, özlemişim böyle kitaplar okumayı.
Hani şu 2000–2015 arası çıkan kitaplara burun kıvıran bir kitle var ya; “çöp”, “betimlemeler kötü”, “kız karakterler salak” deyip geçiyorlar. Oysa farkında değiller, çok şey kaçırıyorlar. Her kitaba, her seriye bir şans vermek gerek. İşte bu da o şansı hak edenlerden biri.
Calla… Bazı anlarda fazlasıyla pasif kaldığını düşündüm. Ama buna rağmen sevdiğim bir karakter oldu. Dişi bir alfa ve bizim düşündüğümüz gibi değil hiçbir şey. Calla'nın dünyasının ne kadar baskıcı olduğunu iliklerine kadar hissettiriyor O Dünya “dişi alfa” fikrini bizim hayal ettiğimiz gibi yaşamıyor.
Bizim kafamızda alfa olmak mutlak güç demek. Kimse karışamaz, kimse sınır koyamaz. Ama Calla’nın gerçekliği çok daha sert. Sürekli şekillendirilmeye çalışılıyor. Sürekli törpüleniyor: “Leydi gibi davran.” “Hanım hanımcık ol.” “Erkeğin yaptıklarını büyütme.” “Kavga çıkmasın diye geri dur.” “Güzel görün, dikkat çek.”
Yani güç sahibi bir karakter yaratılıyor ama o gücü kullanmasına asla tam izin verilmiyor. Çünkü Calla bir dişi.
Calla’nın kendi sürüsü var, Silüet. Kendi düzenini kurmuş, kendi alanını çizmiş. Birde bir başka sürü var Mahkumlar ve lideri Reiner. Reiner devreye girdiği anda bütün dengeler kayıyor. Evlenecekler eyvallah.
O klasik ritüel meselesi olacak ve sonrasında olan şey: Calla’nın sürüsü artık Calla’ya değil, Reiner’a bağlanıyor. .d şaka mı bu?
Bu sadece bir olay örgüsü değil; bu, açık açık bir güç devri. Ve bunun alt metni fazlasıyla rahatsız edici. Çünkü ne kadar “alfa” olursan ol, sonunda sistem seni bir erkeğin gölgesine itiyor.
Bunu okurken sinirlenmemek çok zordu.
Bir de Calla'nın annesi… zaten sevmemiştim o kadını ama o tokat sahnesinden sonra karakterle aramda geri dönülmez bir mesafe oluştu.