Bir yerlerden nerden olduğunu hatırlamıyorum böyle bir söz okumuştum "Unutmak bazen mümkün değildir; sadece hatırlamanın şekli değişir." diye Süreyya'yi okurken yine bu söz aklıma geldi Süreyya ne unutabiliyor ne tam hatırlayabiliyor sıkışmış bir karakter.Kitap da yoğunlukla zaten Süreyya karakteri üzerinden; bağlanamama, sevememe, ait olamama, kendini hiçbir yere ve hiçbir insana (evladı dahil) ait hissedememe gibi duygular anlatılıyor bol bol.Bunlar tamam kitabın ana hatları diyelim ama bu yoğun psikolojik zeminin içinde bir anda Türkiye’nin yakın tarihiyle ilgili yorumlara geçiliyor ki bence oldukça gereksiz.Bir iki konu kendi aliesi ile ilgili olan olabilirdi ama yazar herşeyden bir çimdik çeşni olsun istemiş ama o da biraz fazla aromatik olmuş, benim gözümde anlatıyı güçlendirmekten çok bölmüş gibi hissettirdi. Bu kısımlar olmasa da olurdu, hatta olmasa hikâye hiçbir şey kaybetmezdi diye düşündüm.
Okurken Süreyya ile sık sık içsel bir çatışmaya girdim. Kendime sürekli “neden böyle yapıyorsun?” diye sorduğum bir karakter oldu.
Belki de benim okuma tarzıma tam uymayan bir karakterdi; bu kadar boş vermişlik bana uzak geldi. Ama buna rağmen Nermin Yıldırım’ın kalemi güçlüydü. Her şeye rağmen okurken keyif aldım. Karakterle çatışsam da genel olarak okuma deneyimim keyifliydi.