Gönderi

Puan vermedi·283 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 21:15
Bu kitabı yıllar önce alma sebebim Oğuz Atay dünyasına ilk adımdı. Ama şimdi okumaktaki amacım bambaşkaydı. Ben bu kitaba edebi bir merakla başlamadım; tek bir amacım vardı: mühendislik yolunda ilerleyen oğluma rehber olabilecek, ruhuna dokunacak büyük bir insanı tanımak. Sonradan hayretle öğrendim ki Oğuz Atay da bu eseri tam olarak bu yüzden, genç mühendislere ve öğrencilere örnek olsun diye kaleme almış. Kitabın yazılış amacı ile benim bir anne olarak okuma amacımın yıllar sonra böylesine güçlü bir tevafukla örtüşmesi, bu yolculuğun sıradan olmayacağının ilk işaretiydi. Mustafa İnan’ın yoksulluk, açlık ve hastalıklarla geçen o çelimsiz çocukluk yıllarını okurken, karşımda bir tarihi figür değil, adeta korunmaya muhtaç bir evlat buldum. Bir okurdan çok koruyucu bir anneye dönüştüm satırlarda. Babasının “Senden bir şey olmaz” diyen o sert kırgınlığına inat, zamana uzanıp “Üzülme, sen olağanüstü bir çocuksun” demek, elinden tutup onu doktora götürmek, o küçük çocuğu sarmalayıp doyurmak istedim. Kitap boyunca beni çarpan şey onun akademik dehası ya da unvanları olmadı; karakteri oldu. Çalışkanlığından ziyade yardımseverliği, insanlığı ve kibirden uzak o asil duruşu zihnime kazındı. Dünyanın en parlak üniversitelerinde, konforlu ve çok daha uzun yaşayabileceği bir hayat sürmek varken; o zorluğu, imkânsızlığı ve ülkesini seçti. Kendini bu toprağın çocuklarına adadı. Onu büyük yapan şey sadece bir bilim insanı olması değil, bu adanmışlığıyla sergilediği muazzam “iyi insan” portresiydi. Hoca ile öğrenci arasındaki o aşılmaz mesafeleri yıkan, bilgiyi saklamak yerine öğrencileriyle bir arkadaş gibi paylaşan bir öğretmen… Bilgiyi aktarma biçimi, o bilginin kendisinden bile daha büyüleyiciydi. Anılarda sürekli yol gösteren, destek olan bu figür, içimde o kadar büyük bir hayranlık uyandırdı ki; kitap ilerledikçe kendimi o sınıflarda, Mustafa Hoca’nın ön sıralarında oturmuş, onun derslerini dinleyen bir öğrencisi gibi hissetmeye başladım. “Keşke o sınıfta olsaydım” duygusu, hayatımın yönünü değiştirebilecek kadar güçlü bir arzuya dönüştü. Bu kitap bir solukta okunacak sürükleyici bir roman gibi akmadı. Günde ancak 20-25 sayfa ilerleyebildim. Ama bu yavaşlık bir bıkkınlık değil, bir sindirme süreciydi. Kitabı bitirmeye değil, Mustafa Hoca’yı ve onun felsefesini zerreme kadar anlamaya çalıştım. Sonuç olarak bu kitap benim için bir bilim insanının biyografisinden çok daha fazlası oldu. Mustafa İnan’ın mühendisliğinden önce insanlığına, öğretmenliğine ve insan yetiştirme anlayışına tanıklık ettim. Kitap ilerledikçe onu anlamayı bırakıp, ondan öğrenmeye başladım. Ve dönüp arkama baktığımda şunu çok net gördüm: Kendimi bir kitap okuru değil, Mustafa Hoca’nın öğrencilerinden biri gibi hissettim.
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
·
32 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.