·336 syf.····Okunma: 15 Haziran 2026 09:40 Pierre Riviere davası, hukuk ve tıbbın kimin karar verici olacağını belirleme yarışının sahnesidir. Bu yarışta tıp dünyası Pierre'i "aşırı köylü, dolayısıyla aşırı hayvansı" olarak tanımlar. Oysa bu tanım Pierre'in değil, köylülüğün tanımı gibidir adeta. Kitabın en çarpıcı gözlemlerinden biri de buradan çıkar: hukuk ve tıp, Pierre'in kendi suçundan söz ederken sakin oluşunu suçluluğunun kanıtı sayar. Gerçekse bambaşkadır; kırsalda korkunç olan gündelikleşmiştir.
Bu tablo 1789 Devrimi'nin gölgesinde daha da anlam kazanıyor. Devrimin eşitlik getirdiği yanılgısını nasıl benimsettirdiğini, aslında hiyerarşinin garantörü olduğunu bu kitabı okurken net biçimde görüyoruz. Deliliğin sınırlarını kimin çizeceği sorusu hiçbir zaman soyut değildir; her zaman sınıfsaldır, her zaman hiyerarşiktir.
Kitaba başlarken Pierre'e mesafeyle yaklaştım. Bunun şehirli bir bakış açısından kaynaklandığını sonradan fark ettim. Hatıratı okudukça bu mesafe eridi ve Pierre'in suçlu değil kurban olduğu fikrine kapıldım. Yine de kayıpları normalleştiremiyorum; bu gerilim çözülmeden kalıyor ve sanırım öyle kalması gerekiyor.
Bakış açımızı içinde bulunduğumuz kalıpların dışına taşımak istiyorsak, bu kitabı okuyarak o yönde sağlam bir adım atmış oluruz.