·800 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Haziran 2026 17:55 Ben ne okudum öyle!
Bildiğiniz tüm okuma deneyimlerinizi unutun. Hatta kitabı düz tutup okumayı bile... Yapraklar Evi yalnızca bir roman değil, okuma alışkanlıklarına karşı açılmış küçük bir isyan.
Sayfaları soldan sağa takip etmeye, anlatıcının peşinden güvenle yürümeye alışmışsanız bu kitap sizi ilk fırsatta yoldan çıkarıyor. Zaman zaman kitabı döndürmeniz, sayfalar arasında ileri geri gitmeniz, dipnotların peşinde kaybolmanız gerekiyor. Bir sayfada tek bir kelimeyle karşılaşırken, bir başka sayfada metin sizi bilinçli olarak yoruyor.
Üstelik bütün bunlar bir gösteriş denemesi değil. Biçim ve içerik birbirine öylesine sıkı bağlanmış ki, karakterlerin yaşadığı yön kaybını okur da fiziksel olarak deneyimliyor.
Kitabı okumuyorsunuz; içinde dolaşıyorsunuz.
Korku edebiyatından, deneysel metinlerden ya da postmodern oyunlardan hoşlanmasanız bile, Yapraklar Evinin sınırlarını zorlayan yapısına hayran kalmamak zor.
Çünkü bu kitap hikâyesini sadece anlatarak değil, sayfanın kendisini kullanarak kuruyor. Ve sonunda geriye bir evden çok, zihninize yerleşmiş bir labirent kalıyor.
Derler ya, delilikle dâhilik arasında çok ince bir çizgi vardır diye. İşte o çizgide yol alıyorsunuz 702 sayfa boyunca. Bazen ne diyor bu diye düşünürken bazen yazarın dehasına hayranlık duyuyorsunuz.
Gregory Maguire kitap için; "Peter Pan'nın asıl düşmanının Kaptan Kanca değil de Var Olmayan Ülke olduğunu şöyle bir hayal edin, yahut da Yunus'u yutan balinanın Moby Dick olduğunu; işte o zaman bu kitabın ne anlattığını anlamaya başlayacaksınız. Korkuyla bekleyin onu, sımsıkı tutup kavrayın." diyor