Kitabı okumadan önce isminin tam olarak ne anlama geldiğini kavrayamamıştım, ta ki bunca zaman birbirini bileyerek büyümüş iki “keskin” karakteri okuduğumuzu fark edene kadar.
İki kardeşin babalarının ardında bıraktığı sırla yüzleşmesini okuyoruz kitap boyu. İkisi de olaylara çok farklı boyutlardan, çok farklı gözlerle bakıyor. Her ne kadar aynı ailede, aynı ebeveynlerle büyümüş olsalar da farklı büyüdüler ve yetiştiler. Bu nedenle yası geçirme şekilleri de, bu sırla baş etme şekilleri de bir değil.
Melih, kardeşi Çiğdem’in aksine babasıyla çok da yakın bir ilişki kuramamış; hatta onun gözünde bir hayal kırıklığı olduğunu düşünen biri. Dolayısıyla, eline geçen bu sırla ne yapacağını bilemeyen, babasına herhangi kötü bir davranışı konduramayan Çiğdem’in aksine olayların detayını kardeşinden çok daha fazla merak ediyor.
Bu kitabı okuduktan sonra bir kez daha anladım ki; aynı ailede, aynı evde, aynı ebeveynlerle büyümüş olmak bile aynı aileye sahip olmak anlamına gelmiyor. İki Bıçağı Birbirine