Öncelikle ne kadar salak olduğuma değinmek istiyorum.Bu kitap normalde novella ve ben bunu gayet iyi biliyordum.İçinde iki hikaye var bunun.Her neyse şimdi ben de kutulu set vardı ve kutulu sette bu kitabı üçüncü kitap olarak koymuşlar.Ben herhalde 2,5 gibi bir şeydir diye bunu okumaya başladım.İlk hikayeyi okudum bitirdim.İkinci hikayeye geçtim ve bir anda dedim ki bu işte bir tuhaflık var.Koşa koşa yağmurun hesaba gittim tabi.Onun bu seri hakkında bir videosu vardı.İzlemeye başladım,bir baktım bu kitap en son okunacakmış.Görmeniz lazım evde küfürler uçuşuyor.(küfürden nefret ederim)Kriz geçirdim evde yani bu ne biçim aptallık?!?Şimdi bu yüzden bu iki hikaye arasında benim için bir ay mı ne var!Artık incelemeye geçebilirim sanırım anlattığıma göre.İki hikayeyi de ayrı ayrı anlatıcam.
Kraliçe'nin Şarkısı
Bu hikaye Cal'in annesi Coriane'i anlatıyor.Coriane Jacos Hanesi'nin vârisi.Ayrıca Julian ile de kardeş.Kendisinin çok trajik bir hikayesi var ve yavaş yavaş aklını kaybeden bir karakter.Aslında bildiğiniz gibi bunun sebebi kendisi değil Elara'ydı.Bu spoiler değil bu arada.
Bu hikayede de işte bizim kızımızın kraliçedenemesinde Elara ile tanışmasından ölümüne kadar olan süre işlenmiş.Ayrıca Savaş Fırtınası nda geçen günlüğü de bu hikaye ile okuma şansı elde ediyorsunuz.
Açıkçası ben bu hikayeyi çok sevdim.Zaten Coriane dehşet merak ettiğim bir karakterdi seri boyunca.Günlüğünü okumak da çok mükemmel bir şeydi.Yani gerçekten de bir kadının delirişine şahit oldum.Bir de Julian'ın içi bomboş bir kitap hediye etmesi.Gerçekten harikaydı.Zaten bu kitap Coriane'in günlüğü oluyor.Altıncı Tiberias da çok harika adammış.(Hepsinin ismi Tiberias olmasa keşke)Düşünceli bir insan olmasını da çok sevdim.Yani Coriane'iyi düşünmesi çok hoştu.
Coriane'nin delirdiği biraz daha iyi işlenseydi keşke.Gerçi ben bu seriden hiçbir beklentimin karşılığını alamadım bunu mu alıcam.Elara'yı da hiç sevmiyorum bu arada.İnsan bu kadar manyak olmaz ya.İyi tamam zihin okuyabiliyorsun ama Coriane'nin ne suçu vardı.İlla kraliçe olmak zorunda mısın?
Çelik Yaralar
Bu hikaye ise Diana Farley'i anlatıyor.Tüm hayatını değil sadece Röpartaj ve Mare'in sarayda yaşadığı olaylara kadar olan kısım ele alınmış.Shade'i yeniden görmek güzel hissettirdi.Alaycılığını gerçekten seviyorum ve bu serideki en duzgun erkek karakter unvanini aldı benim için.Shade Barrow'dur yani.Böyle bir kalite,asillik yok.
Farley de tabi ki de en sevdiğim karakterlerden.Direniş ruhunu seri boyunca çok iyi yansıttı.Yani Farley olsa devrim baslatirim o kadınla.Keşke bizim ulkemizde de Farley olsa bir tane.Neyse bekleyin ben olurum falan dermişim.(olurum belki)Neyse Farley direkt direniş,isyan falan yani.Bir insan davasina bu kadar bağlı olur mu ya?Seviyorum seni Diana!
Bu hikaye ile ilgili tek şikayetim albay konusu hiç geçmedi.Yani ustu kapali şekilde anlatıldı.Ama ben Albay'ın naptığını ve Farley ile arasinin neden böyle olduğunu bilmek istiyordum.Ancak malesef bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğim.