Çıban
"Dünyanın en ağır yüklerini taşıyanlar, birbirlerinin gözlerindeki o tanıdık ağırlığı bir milisaniyede hisseder."
İşinde oldukça başarılı bir mühendis olan Serdar oldukça kibirli ve mükemmeliyetçi biriydi. O gün gittiği bir pastanede fenalaşan evsiz bir adamı hastaneye götürmüş ve yanında refakatçi olarak kalmıştı. Fakat Bekir Amca'nın sayıkladığı kelimeler onu sıradan bir evsiz olmaktan çıkartıyordu. İşte bu kelimeler başta Serdar olmak üzere birçok kişinin hayatını değiştirecekti ama o an kimse bunu bilmiyordu.
Ezgi, Bekir Amca'nın yattığı hastanede başarılı ve idealist bir doktordu. Ve Serdar'ın zekası onu epeyce etkilemişti. Aralarındaki kıvılcım daha ilk andan itibaren yanmaya başlamıştı.
Ayrık, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve kimsesizlerin yanında olan bir avukattı. Plazaların ve büyük şirketlerin o görkemine karşı büyük bir savaş açmıştı.
Deniz ise o plazalarda kendine bir yer edinmek isteyen yeni mezun bir genç kızdı. Yoksulluktan kurtulup en tepe çıkmak istiyordu.
Peki Bekir Amca'nın sayıkladığı o kelimeler bütün bu insanların hayatlarını nasıl değiştirecekti?
Gücün, hırsın, modern teknolojinin ve kibrin insanları nasıl etkilediğini anlatan sürükleyici bir bilimkurgu kitabı bu. Satır aralarında verdiği mesajlar ise insanlığın nereye gittiğinin gerçeğini yüzünüze tokat gibi çarpıyor aslında.
Sürekli konuşuyoruz ama aslında hiçbir şey söylemiyoruz. Durmaktan ve kendimizle kalmaktan o kadar korkuyoruz ki, kelimeleri birbirimizin üzerine kusuyoruz.
Zaman bir ilerleyiş değil; aynı karakterlerin aynı rolleri oynadığı, kendi kuyruğunu yiyen bir canavardı.