Modern dünyanın parlak camları ardında, ruhumuzu sızlatan o derin yara: "ÇIBAN"
Bugün masamda Furkan Emre Aynur’un Çıban’ı var. Hikaye, zeki bir uçak mühendisi olan Serdar’ın, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen ama içten içe paslanan dünyasıyla başlıyor. Modern plazaların soğukluğu, teknolojik mucizelerle perdelenmiş bir çürüme...
Kadim bir medeniyetin (Luviler) dijital izleri, unutulmuş bir geçmiş ve "aynadaki yüzünüzden iğreneceğiniz" o sarsıcı yüzleşme...
"İğrenme" dedim çünkü bu fiade karakterin distopik bir evrende kendi vicdanıyla ve ruhundaki o "çıbanla" yüzleştiği anlardaki sarsıcı etkiyi tam karşılıyor.
Karakterlerimizin yaşadığı bu distopik sarmal, aslında hepimizin içindeki o "görünmez yaranın" bir yansıması gibi.
Kitap, modern dünyanın yapaylığı ve insanın kendi inşa ettiği sistem içinde yaşadığı çürüme üzerine kurulu. Dolayısıyla "aynadaki yüz" metaforu, Serdar'ın (ana karakterin) kendi mühendislik projeleri ve teknolojik dünyasıyla yüzleşip, aslında sistemin bir parçası olarak kendine ne kadar yabancılaştığını fark etmesini mükemmel ifade ediyor.
Peki ya biz? Sistemin kusursuz dişlileri arasında kendi ruhumuzu kaybetmeden yaşamayı başarabiliyor muyuz? Yoksa biz de aynadaki o yabancıya mı dönüşüyoruz? Bu soruya kitabı okuyup karar verin derim.
Meşhur masamdan bir not: Bu kitap, sadece bir kurgu değil; sistemin, kibrin ve rasyonel aklın kendi cehennemini nasıl inşa ettiğine dair keskin bir itiraf.