Yalnızca ruhun seyrettiği bir hüzün manzarası vardı karşısında.
Öyle bir kederdi ki bu, gözle görülmezdi; ne bir fotoğrafa sığar ne de kelimelere tam olarak dökülebilirdi. Dışarıdan bakanlar her şeyi yerli yerinde sanırken, içinde sessiz bir yıkım sürüyordu. Hatıralar, terk edilmiş evler gibi birer birer karşısına dizilmiş; her biri kendi sessizliğiyle canını acıtıyordu.
Karşısındaki manzara bir hüzün değildi sadece; yarım kalmış duaların, geç kalmış vedaların ve bir daha geri dönmeyecek günlerin gölgesiydi. Ve o gölgenin altında, yalnızca ruhun görebildiği bir yalnızlık oturuyordu.B.M.