İncelenmiş bir kitaba yeni bir inceleme ekleyemediğimi bilmiyordum. Bu yüzden Yorum olarak atmak zorunda kaldım. Yeniden para verip İthaki Yayınlarından da kitabı edindim. Şimdi uzunca paragraf paylaşıyorum ki neyden bahsettiğimi anlayabilin. Kitabın hemen girişinden..
İmge yayınları, Sayfa 12-13:
Bu denli çok şiddete maruz kalmış olunmasından, masal kurbağalarından, babasından, sevgili Tanrıdan, kale hayaletinden ve polisten, insanı siyah bir adam oluncaya dek bütün bacanın içini fırçalayabilecek baca temizleyicisinden ve insanın boynuna merhem sürmeye ve bağırınca sarsmaya yetkili olan doktordan - bütün bu zorbalıklardan sonra Diederich daha da korkunç, insanı bir anda tümüyle yutan bir şiddete maruz kaldı: Okul.
Diederich hüngür hüngür ağlayarak gitti okula ve sorulara ağlaması geçmediği için bildiği cevapları da veremiyordu. Ağlama dürtüsünü özellikle de derse çalışmadığı zamanlarda istismar etmeyi yavaş yavaş öğreniyordu - sonra bütün korkular onu daha çalışkan ya da daha az hayalperest yapmıyordu - öğretmenler kullandığı sistemin içyüzünü anlayıncaya ve bazı kötü sonuçlar ortaya çıkıncaya kadar devam etti. Bütün dikkatini art niyetini anlayan ilk öğretmene verdi; birdenbire sustu, büküp yüzünün önünde tuttuğu kolunun üzerinden öteye doğru bakarak ürkek teslimiyet içinde onu incelemeye başladı. Sert öğretmenler karışışında hep itaatli ve uysal oluyordu. İyi huylu birini oynamıyordu, zor kanıtlanabilecek şakalar yaparak övünüyordu. Belgelerde yaptığı büyük tahrifattan, büyük bir ceza mahkemesinden güle oynaya söz ediyordu. Sofrada, "Bugün Banke Bey yine üç tanesini dayağa çekti." diye anlatıyordu. Kimleri diye sorulduğu vakit.
"Birisi bendim." diyordu.
Çünkü Diederich öyle yaratılmıştı ki, kişiliksiz bir bütüne ait olmak, bu acımasız, insan onurunu hiçe sayan ve adı lise olan mekanik organizmaya ait olmak, onu mutlu ediyordu. Güç, kendisinin de sadece acı çekerek olsa da katıldığı o soğuk güç, ona gurur veriyordu. Okul müdürünün doğum gününde kürsüyü ve tahtayı çiçeklerle süslemişlerdi. Hatta Diederich kamış bastonu bile süslemişti.
İthaki Yayınları: sayfa 12-13
Bu denli korkunç şiddete maruz kaldıktan sonra, masal kurbağaları, baba, sevgili Tanrı, kaledeki hayalet ve polisin şiddetinden sonra, insanı kendisi gibi simsiyah olana kadar bir baca boyunca sürükleyebilecek baca temizleyicisinden ve insanın gırtlağının içini fırçalayan ve bağırdığınızda sizi tutup silkeleyebilen doktordan sonra, gördüğü bütün bu şiddetten sonra, Diederich şimdi çok daha korkunç, insanı bir anda bütünüyle yutuveren bir şiddetin baskısı altına giriyordu: okul. Diederich okula hüngür hüngür ağlayarak ilk adımını attı, ağlamaktan kendini alıkoyamadığı için, cevabını bildiği soruları da yanıtlayamıyordu. Zamanla ağlama dürtüsünden tam da ders çalışmadığı zamanlarda yararlanmayı öğrendi -çünkü korkusu ne kadar büyük olsa da, bu onun daha çalışkan olmasını veya daha az hayal kurmasını sağlamıyordu- ve böylece öğretmenler kurduğu sistemi fark edinceye kadar bazı nahoş durumlardan sakınmayı başardı. Tüm saygısını, sistemini ilk önce fark eden öğretmene yöneltti, aniden sessizleşti ve kıvırarak yüzünün önünde tuttuğu kollarının arasından ürkek bir teslimiyet içinde ona baktı. Sert öğretmenler karşısında her zaman itaatkar ve uysaldı. Yumuşak ve iyi kalpli olan öğretmenlere ise, hep kanıtlanması zor, küçük numaralar çeviriyor, ama bunlarla da övünmüyordu. Karnelerinin çok fena olmasından, okulda verilen bir cezanın sertliğinden büyük bir memnuniyetle söz ediyordu. Sofrada yemek yerlerken, "Bay Behneke, bugün yine üç kişiye dayak attı", diye anlatıyordu. Dayak yiyenlerin kim olduğu sorulduğunda ise, "Biri bendim", diyordu.
Çünkü Diederich, gayrişahsi bir bütüne, lise denilen bu acımasız ve insan onurunu hiçe sayan mekanik organizmaya ait olmaktan mutlu olan, acı çekerek dahi olsa kendisinin de bir parçası olduğu duygusuz iktidarla gurur duyan bir yaradılıştaydı. Sınıf öğretmeninin yaş gününde, kürsü ve tahta çelenklerle süsleniyordu. Hattâ Diederich, öğretmenin kamıştan sopasını bile süslüyordu.
Bakın, bunlar kitabın en başındaki, basit paragraflar. Siyasi entrikaların döndüğü, pek çok karakterin bulunduğu, anlaması zor olayların cereyan ettiği yerleri daha yazmadım. Örneğin kitap için çok kilit olan bir olayı anlayabilmek için yapay zekaya sormak zorunda kaldım.
Ülkenin yaptırımsızlığı, utanmazlığı her alanı ele geçirmiş. Kimse yaptığı işin hesabını vermiyor. Umutsuzluğa kapılmamak kolay değil.